Biraz kendimi anlatacağım.
Annemin anneannesi savaş dönemlerinin gururlu kadınlarındanmış; kocasının kendisini aldattığını ögrendiğinde ölene dek ona ah etse de, adamdan anında ayrılmış.
Anneannem, Ankara'nın konaklarında Koç'larla birlikte büyümüş, daha o zamanlardan kadının özgürlüğüne olsun, eğitime olsun, kitap okumaya olsun, önem verilirmiş bizim ailede ve anneannem herkes zengin koca beklerken kalkip PTT memuru olarak ise başlamış ve orada da kafasına uyan, kendisini çok seven bir adamla evlenmis. Dedem de PTT memuruymuş.. telefonda sesine asik olmuş anneannemin ve peşine düşmüş... PTT Ankara Müdürü olmuş en son anneannemin aşkından.
Annem Ankara Hukuk'u birinci olarak bitirmis 1975'te; keza dayım ve teyzem de son derece guzel eğitim almis insanlar. Sevgi dolu ve okuyan aileler çocuklarini AYDIN yetiştirir cünkü hep.
Ben ilkokuldan beri özel okulda okudum. Babam da Ankara'nın hatrı sayılır vergi mükelleflerindendi ve yer yer medyatik bir kişiydi mesleği ve varlığı gereği.
Varlık içinde büyümenin yanı sıra bir de okumayı, aydın olmayi, AYNAYA BAKIP KENDINI SORGULAMAYI çocuklarına veren her aile gibi ben de onlarin izini sürdüm. En önemli değer insan olmaktı. Bir diğeri insanları eleştirmemek; aman sigara içme, yok neden içki içtin, neden oraya gitmedin de buraya gittin... 40 yaşında insanlarız... basitleşmemek lazım...
Amerika'nin dogusundan batısına 5 eyaleti gezdim, Avrupa'da hemen her ülkeyi gördüm ama kimse bilmez mesela... biz gösteriş yapmayız çünkü... mütevazı olmayı, erdemli olmayı öğrendik biz.
Ve paylasmayi... haftalık harçlığımın asgari ücret olduğu dönemlerde, derdim en pahalı yere gitmek, orada 1500 tane foto çekip instagramda görmemiş öküz gibi paylaşmak değil, gittiğim yere sevdiklerimin de gelmesi oldu daima... illa Pulse8'e gidecektiysek de 3 kankamın giriş parasını verip taksi parasını da ben çekerdim... konuşulmazdı bile bu... yeri geldi, o güzel insanlar da beni taşıdı; insan olmak öğretildi bize çünkü... dedikodu yapmamak, aslolanı abartip dallandırıp birilerini kötülememek, ne bileyim, whatsapp çökmesi sebebiyle 12:00’de yollanmış bir mesajı sankı geceyarısı 3’te yollanmış gibi iftiralarla başkasına kakalamamak, insanların arasına nifak sokmamak aksine; sokulan nifakları bozmaya araları düzeltmeye çalışmak öğretildi çünkü bize. Bundandır ki görgüsüzlüğüm, sonradan görmüşlüğüm, dedikodum yoktur benim.
Garip bir şekilde, sonradan parayı bulanların çoğunun kitap okumayan, araştırmayan sorgulamayan ve düşünmeyen insanlardan olustuğunu (özellikle Bilkent'te okuduğum dönem) farkedince de, haliyle; biraz aykırı oldum.
Bizim için Vakko’dan Sisley’den Beymen’den giyinmek çok kolaydı ama etiketleri saklamamız öğütlenirdi bize... erdemliydik; asil yetiştik çünkü... şimdiyse millet bunu başkalarının gözüne sokma derdinde; acizliğini, cahilliğini, samimiyetsizliğini unutmak için kendisiyle barışmaya çalışmak yerine parasıyla başkalarını ezme, gösteriş yapma derdinde adeta... ve çoğunun kazandığı para da yazık ki kendi alın teri değil... bir insanla varlıklı diye evlenip, o insanın seni beslediği getir parasıyla, yani senin olmayan; alın terinle kazanmayıp bir şekilde üstüne konduğun bir parayla, anadilini bile doğru konuşamamanla, üniversite mezunu dahi olamayan halinle bir başkasını maddi olarak (gücün anca ona yettiğinden) ezmeye çalışmak garip bir cürret olsa gerek... nasıl mutsuzsun, kendinden nasıl nefret ediyorsun ve nasıl sevgiyi bilememişsin ki böyle bir şeye cüret edebilesin... garip geliyor bana ve bu ortamlardan mümkün olduğunca da kaçıyorum...
Sorgulayan, düşünen, erdemleriyle yaşayan, okuyan, samimi, arkasından konuştuğunu yüzüne söyleyebilen, cesur, özverili ve hata yaptığında özür dileyecek kadar kendiyle barışık bir insan oldum hep, çevremde de şu ana kadar hep böyle insanlar oldu.
Ben de tıpkı anneannem gibi, ilk tam zamanlı işimde ilk görüşte, sesini ilk duyuşta yüreğime akan çok düzgün, çok çalışkan, çok aydın ve erdemli bir insanla evlendim. MAl varlığına ve kazancına da bakmadım haliyle; ben sahte bir insan olmadım çünkü.
İş hayatıma gelince, istediğim zaman istediğim yerlerde ve çok güzel çalıstım. Hep yükseldim. Ta ki Izmir'e gelene dek...
Ben bu İzmir insanını anlamadım arkadaş. Çoğu samimiyetsiz, içten pazarlıklı, arkandan abartılı dedikodular hatta entrikalar çeviren ve onlardan olmadığın için seni her zaman her konuda araştırıp sorgulamadan günah keçisi yapabilen bir zihniyet... sadece seni de değil; yeri geldiğinde çıkarına göre aileni de, çocuğunu da, eşini de harcamaya çalışıyorlar... kendilerine dokunmasın yeter!
Hinliğe basmaz benim kafa, o yüzden sözünün eri olmayan insanları anlayamıyorum. Beni çok özlediğini sevdiğini iddia eden ama 2 senedir yoğunluğundan bana vakit ayıramayan bi arkadaşım var mesela... bence beni sevip özlediği falan yok, yapılacak son planlarından biriyim hatta, sorun değil ama neden aksi gibi davranıp cafcaflı laflar yazıp veya söyleyip sahtekarlık yapıyorsun ki? Ne gerek var?
Yine izmir'de tanıştığım, tek derdi hava atmak ve abartılı gösteriş yapmak olan insanlar var; sormayın çok iyiler bana hep "cınım, cınım" ama bir bakıyorsun benimle yüzleşecek cesareti olmadan kalkıp başkalarına beni çekiştiriyorlar... neden? Kendilerinden farklı olarak; daha zeki ve erdemli olduğum için aslında...
Izmir'deki işim de öyleydi; orada da İzmirlileşmiş insanlar var; kıskanç, dedikoducu, iftiracı...
Neyse,
Gectiğimiz dönem yerime atanabilir bir öğretmen gelene kadar Urla CPL'de İngilizce Öğretmenligi yaptım. O çocuklar umutlarım mesela... İzmirlileştirmeyeceğim onları... şu an öğretmen atanmiş olsa da, 7/24 destek benden onlara; hem de her alanda; ama kendileri yaşayarak öğrenecekler; benim dediklerimi ve yaptıklarımı yapmak, benim seçimlerimi veya ailelerinin dayattıklarını seçmek zorunda değiller. Bunun üzerine çalışıyorum. Zaten konu çocuk olunca, gerisi de teferruat; aileler anlaşmak durumunda değiller.. ama dürüst olmalılar birbirlerine karşı, veya çocuklarını doldurup etkilememeliler olayın aslının ne olduğunu, kimin başlattığını, kimden çıktığını öğrenmeden mesela...
...ve benim bu İngilizce Öğretmenliği yaptığım dönemin sonrasındaki esnada arkamdan "ordan da kovulmuş" diye dedikodu yapan insanlar bile var... inanılır gibi değil ya; film olsa bayar yani o derece saçmalık...
Sizin derdiniz ne ya?
Neyin ne olduğunu bilmeden, bir bilene sormadan, kafanızdan senaryolar uydurarak, aynaya bakmak yerine farklı, mutevazi ve anlayışlı mizacım sebebiyle kendi suçlarinizi, çocuklarınıza öğrettiginiz küfürleri, kendi yaptığınız ve bilgim dahi olmayan konulardaki dedikodulari bana iftira atarak bu yapmaya çalıştığınız şey ne??
...ve bunları yapabiliyorken ne yüzle nasıl bir erdem ve onurla bana; benim yüzüme canım cicim yapabiliyorsunuz?
Hanginizin arkasından konuşup yüzüne güldüm?
Hanginizin yüzüne gülmezken tavır da koyup zaten akabinde derdimi anlatmadım?
Hanginize karşı samimiyetsiz davrandım?
Neden okumak araştırmak sorgulamak ve AYNAYA BAKMAK yerine beni veya ailemi günah keçisi yapıyorsunuz ki?
Yaptığınızda vicdanınızı kandırarak, anlık vicdan rahatlatmalar sağlamak dışında elinize ne geçebilir bilmiyorum ama bizler size sizin gibi karşılık vermeyeceğiz.
Bizi hiçbir zaman boş, görgüsüz, gösteriş düşkünü, çıkar için ilişki kuran, samimiyetsiz, erdemsiz, vefasız insan yapamayacaksınız. En fazla damarımı patlatırım, (ar damarım çatlak değil ya) lustral’e başlarım, çocuklarım bi iki aģlar veya kocamın sabrı taşıp ağır konuşur, o olur anca. Yine kalkarız biz.
Güreşte de yere düşen değil, kalkamayan kaybeder.
Ya siz?
Siz bu yalanlarınızla, enrtikalarınızla, iftiralarınızla, yüzlere gülüp arkalardan konuşmalarınızla, olanı abartıp çarpıtarak attığınız iftiralarla, korkaklığınızla, sevgisizliğinizle, erdemsizliğinizle ve bildiğin o görmemiş hödüklüğünüzle, o vicdanınızı daha ne kadar kandırabileceksiniz ki? Aynaya bakıp o her gece beyninizi koyduğunuz yastıklardan nasıl kalkacaksınız?
Kaç defa daha kendi kendinizi kandırıp aldatacaksınız?
Bu sahtekar hayatınızda bir anlık dürüstlüğün sizi domino taşı gibi alaşağı edeceği bu yeryüzü toprağından nasıl tekrar ayağa kalkacaksınız?
Foto: GUERNICA

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder