12 Mayıs 2017 Cuma

GÜNCE: Kompleksler, İftiralar, Yalanlar, Zavallılar ve Ben

Biraz kendimi anlatacağım. Annemin anneannesi savaş dönemlerinin gururlu kadınlarındanmış; kocasının kendisini aldattığını ögrendiğinde ölene dek ona ah etse de, adamdan anında ayrılmış. Anneannem, Ankara'nın konaklarında Koç'larla birlikte büyümüş, daha o zamanlardan kadının özgürlüğüne olsun, eğitime olsun, kitap okumaya olsun, önem verilirmiş bizim ailede ve anneannem herkes zengin koca beklerken kalkip PTT memuru olarak ise başlamış ve orada da kafasına uyan, kendisini çok seven bir adamla evlenmis. Dedem de PTT memuruymuş.. telefonda sesine asik olmuş anneannemin ve peşine düşmüş... PTT Ankara Müdürü olmuş en son anneannemin aşkından. Annem Ankara Hukuk'u birinci olarak bitirmis 1975'te; keza dayım ve teyzem de son derece guzel eğitim almis insanlar. Sevgi dolu ve okuyan aileler çocuklarini AYDIN yetiştirir cünkü hep. Ben ilkokuldan beri özel okulda okudum. Babam da Ankara'nın hatrı sayılır vergi mükelleflerindendi ve yer yer medyatik bir kişiydi mesleği ve varlığı gereği. Varlık içinde büyümenin yanı sıra bir de okumayı, aydın olmayi, AYNAYA BAKIP KENDINI SORGULAMAYI çocuklarına veren her aile gibi ben de onlarin izini sürdüm. En önemli değer insan olmaktı. Bir diğeri insanları eleştirmemek; aman sigara içme, yok neden içki içtin, neden oraya gitmedin de buraya gittin... 40 yaşında insanlarız... basitleşmemek lazım...
Amerika'nin dogusundan batısına 5 eyaleti gezdim, Avrupa'da hemen her ülkeyi gördüm ama kimse bilmez mesela... biz gösteriş yapmayız çünkü... mütevazı olmayı, erdemli olmayı öğrendik biz. Ve paylasmayi... haftalık harçlığımın asgari ücret olduğu dönemlerde, derdim en pahalı yere gitmek, orada 1500 tane foto çekip instagramda görmemiş öküz gibi paylaşmak değil, gittiğim yere sevdiklerimin de gelmesi oldu daima... illa Pulse8'e gidecektiysek de 3 kankamın giriş parasını verip taksi parasını da ben çekerdim... konuşulmazdı bile bu... yeri geldi, o güzel insanlar da beni taşıdı; insan olmak öğretildi bize çünkü... dedikodu yapmamak, aslolanı abartip dallandırıp birilerini kötülememek, ne bileyim, whatsapp çökmesi sebebiyle 12:00’de yollanmış bir mesajı sankı geceyarısı 3’te yollanmış gibi iftiralarla başkasına kakalamamak, insanların arasına nifak sokmamak aksine; sokulan nifakları bozmaya araları düzeltmeye çalışmak öğretildi çünkü bize. Bundandır ki görgüsüzlüğüm, sonradan görmüşlüğüm, dedikodum yoktur benim. Garip bir şekilde, sonradan parayı bulanların çoğunun kitap okumayan, araştırmayan sorgulamayan ve düşünmeyen insanlardan olustuğunu (özellikle Bilkent'te okuduğum dönem) farkedince de, haliyle; biraz aykırı oldum. Bizim için Vakko’dan Sisley’den Beymen’den giyinmek çok kolaydı ama etiketleri saklamamız öğütlenirdi bize... erdemliydik; asil yetiştik çünkü... şimdiyse millet bunu başkalarının gözüne sokma derdinde; acizliğini, cahilliğini, samimiyetsizliğini unutmak için kendisiyle barışmaya çalışmak yerine parasıyla başkalarını ezme, gösteriş yapma derdinde adeta... ve çoğunun kazandığı para da yazık ki kendi alın teri değil... bir insanla varlıklı diye evlenip, o insanın seni beslediği getir parasıyla, yani senin olmayan; alın terinle kazanmayıp bir şekilde üstüne konduğun bir parayla, anadilini bile doğru konuşamamanla, üniversite mezunu dahi olamayan halinle bir başkasını maddi olarak (gücün anca ona yettiğinden) ezmeye çalışmak garip bir cürret olsa gerek... nasıl mutsuzsun, kendinden nasıl nefret ediyorsun ve nasıl sevgiyi bilememişsin ki böyle bir şeye cüret edebilesin... garip geliyor bana ve bu ortamlardan mümkün olduğunca da kaçıyorum...
Sorgulayan, düşünen, erdemleriyle yaşayan, okuyan, samimi, arkasından konuştuğunu yüzüne söyleyebilen, cesur, özverili ve hata yaptığında özür dileyecek kadar kendiyle barışık bir insan oldum hep, çevremde de şu ana kadar hep böyle insanlar oldu.
Ben de tıpkı anneannem gibi, ilk tam zamanlı işimde ilk görüşte, sesini ilk duyuşta yüreğime akan çok düzgün, çok çalışkan, çok aydın ve erdemli bir insanla evlendim. MAl varlığına ve kazancına da bakmadım haliyle; ben sahte bir insan olmadım çünkü.
İş hayatıma gelince, istediğim zaman istediğim yerlerde ve çok güzel çalıstım. Hep yükseldim. Ta ki Izmir'e gelene dek...
Ben bu İzmir insanını anlamadım arkadaş. Çoğu samimiyetsiz, içten pazarlıklı, arkandan abartılı dedikodular hatta entrikalar çeviren ve onlardan olmadığın için seni her zaman her konuda araştırıp sorgulamadan günah keçisi yapabilen bir zihniyet... sadece seni de değil; yeri geldiğinde çıkarına göre aileni de, çocuğunu da, eşini de harcamaya çalışıyorlar... kendilerine dokunmasın yeter!
Hinliğe basmaz benim kafa, o yüzden sözünün eri olmayan insanları anlayamıyorum. Beni çok özlediğini sevdiğini iddia eden ama 2 senedir yoğunluğundan bana vakit ayıramayan bi arkadaşım var mesela... bence beni sevip özlediği falan yok, yapılacak son planlarından biriyim hatta, sorun değil ama neden aksi gibi davranıp cafcaflı laflar yazıp veya söyleyip sahtekarlık yapıyorsun ki? Ne gerek var?
Yine izmir'de tanıştığım, tek derdi hava atmak ve abartılı gösteriş yapmak olan insanlar var; sormayın çok iyiler bana hep "cınım, cınım" ama bir bakıyorsun benimle yüzleşecek cesareti olmadan kalkıp başkalarına beni çekiştiriyorlar... neden? Kendilerinden farklı olarak; daha zeki ve erdemli olduğum için aslında... Izmir'deki işim de öyleydi; orada da İzmirlileşmiş insanlar var; kıskanç, dedikoducu, iftiracı... Neyse, Gectiğimiz dönem yerime atanabilir bir öğretmen gelene kadar Urla CPL'de İngilizce Öğretmenligi yaptım. O çocuklar umutlarım mesela... İzmirlileştirmeyeceğim onları... şu an öğretmen atanmiş olsa da, 7/24 destek benden onlara; hem de her alanda; ama kendileri yaşayarak öğrenecekler; benim dediklerimi ve yaptıklarımı yapmak, benim seçimlerimi veya ailelerinin dayattıklarını seçmek zorunda değiller. Bunun üzerine çalışıyorum. Zaten konu çocuk olunca, gerisi de teferruat; aileler anlaşmak durumunda değiller.. ama dürüst olmalılar birbirlerine karşı, veya çocuklarını doldurup etkilememeliler olayın aslının ne olduğunu, kimin başlattığını, kimden çıktığını öğrenmeden mesela...
...ve benim bu İngilizce Öğretmenliği yaptığım dönemin sonrasındaki esnada arkamdan "ordan da kovulmuş" diye dedikodu yapan insanlar bile var... inanılır gibi değil ya; film olsa bayar yani o derece saçmalık...
Sizin derdiniz ne ya? Neyin ne olduğunu bilmeden, bir bilene sormadan, kafanızdan senaryolar uydurarak, aynaya bakmak yerine farklı, mutevazi ve anlayışlı mizacım sebebiyle kendi suçlarinizi, çocuklarınıza öğrettiginiz küfürleri, kendi yaptığınız ve bilgim dahi olmayan konulardaki dedikodulari bana iftira atarak bu yapmaya çalıştığınız şey ne??
...ve bunları yapabiliyorken ne yüzle nasıl bir erdem ve onurla bana; benim yüzüme canım cicim yapabiliyorsunuz?
Hanginizin arkasından konuşup yüzüne güldüm? Hanginizin yüzüne gülmezken tavır da koyup zaten akabinde derdimi anlatmadım? Hanginize karşı samimiyetsiz davrandım? Neden okumak araştırmak sorgulamak ve AYNAYA BAKMAK yerine beni veya ailemi günah keçisi yapıyorsunuz ki?
Yaptığınızda vicdanınızı kandırarak, anlık vicdan rahatlatmalar sağlamak dışında elinize ne geçebilir bilmiyorum ama bizler size sizin gibi karşılık vermeyeceğiz. Bizi hiçbir zaman boş, görgüsüz, gösteriş düşkünü, çıkar için ilişki kuran, samimiyetsiz, erdemsiz, vefasız insan yapamayacaksınız. En fazla damarımı patlatırım, (ar damarım çatlak değil ya) lustral’e başlarım, çocuklarım bi iki aģlar veya kocamın sabrı taşıp ağır konuşur, o olur anca. Yine kalkarız biz. Güreşte de yere düşen değil, kalkamayan kaybeder.
Ya siz?
Siz bu yalanlarınızla, enrtikalarınızla, iftiralarınızla, yüzlere gülüp arkalardan konuşmalarınızla, olanı abartıp çarpıtarak attığınız iftiralarla, korkaklığınızla, sevgisizliğinizle, erdemsizliğinizle ve bildiğin o görmemiş hödüklüğünüzle, o vicdanınızı daha ne kadar kandırabileceksiniz ki? Aynaya bakıp o her gece beyninizi koyduğunuz yastıklardan nasıl kalkacaksınız? Kaç defa daha kendi kendinizi kandırıp aldatacaksınız? Bu sahtekar hayatınızda bir anlık dürüstlüğün sizi domino taşı gibi alaşağı edeceği bu yeryüzü toprağından nasıl tekrar ayağa kalkacaksınız?
Foto: GUERNICA

12 Nisan 2017 Çarşamba

GÜNCE: ''DUR'' Rica ile Dendiğinde Adam Olmayan Basmıyormuş

Sanıyorum Boy'umuzun ölümüyle başladı her şey...
Orada hayata bir dur demek geldi içimden; iftiralara, tacizlere, yalanlara, dolanlara, istemediğim her şeye DUR demek istedim.
Ümit'imizin gitmesiyle birlikte sanıyorum çocukluğumun, ergenliğimin ve iyi niyetimin bir kısmını kaybettim...
Çok kızdım... ama çok da düşündüm...
Çünkü insan karşısındakini kendi gibi bildiği sürece ve iyi niyetliyse daima hüsrana uğruyor; ciddiye alınmıyor ve tekrarlıyor eğer sen gibi değilse karşındaki...

Önce Boy'um intihar etti,
Sonra bana geldiler...
Enerji bu ya; her şey de bir araya, üst üste geldi...
Tüm eski hesaplaşamamışlıklarım...
Sanıyorum ondandı İnan'la 40 dakikalık telefon konuşması
veya ne bileyim; ondandı Köl'ümün bana içten bir paylaşmışlık ve sevgiyle yolladığı duvar yazısı...
Bana güç verdi bunlar hep... ve tabi asla yok sayamayacağım onlarca dostum...

Sonra DUR diyesim geldi
Bunu önce eşimle paylaştım; şu ana kadar kendimi hazmedemediğim, kendime yediremediğim her şeyle birlikte...

Sonra bir anda oluverdi; dur dedim pis bir zatın arada bir bana attığı facebook dışardan kişi mesajlarına...
Çünkü bu tip insanlar sessiz kalmaktan anlamıyor; günler, haftalar, aylar, yıllar sonra yine güç buluyorlar kendilerinde... iyi niyetle 'bak yapma etme'den de anlamıyorlar anladım ki...
Ben de ona onun gibi bir cevap verdim; evet bana yakışmadı belki ama o ben değildi ki; verdiğim nahoş ama dürüst-samimi cevap onu uzak tutacaktır bir ömür boyu eminim...

Veya 1,5 senedir yaşamı bana zehir eden karakter yoksunu zat'a iyi niyetle ''ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün'' dedikçe iflah olmaması onu karısına havale etmeme sebep oldu... normalde yapar mıydım? Hayır; ama insanlar bu kadar çirkin ve sahtekarken, bazen insanlara bildiğiniz gibi değil de, kendileri gibi davranmak lazım.

DUR diyerek, resmen kanserli hücremi attım bedenimden; öyle bir duygu...

Hoş, özür dilemek yerine hangi yalandan girip senaryo kurduysa, çok gülünç şeylerle suçlandım ama aklı olan herkes bilir ki, ne fakirim, ne gücüm dost ayırmaya yeter, ne birinin bilmediğim evine kendisi gibi davetsizce gelmeye onurum ve ne de yuva yıkmaya vicdanım; öyle olsa her şeyi, her şeyin en başında anlatırdım... üstelik detay bile vermedim ki ayıp olmasın diye!!!
Yalanlara ikna olma ihtiyacı duyan kesim ise aynaya bakmadan ailemi, çevremi falan sorgulatmaya kalksa da öğrendik ki ne olduklarını herkes bizden iyi biliyormuş meğer zaten...
Ne aile ama!...

Hep böyle balondu bazı ilişkiler aslında; kitaplardan okur, filmlerden izler, çevremden hayretlerle dinlerdim...
Bu sefer bana denk geldi sadece...

ve DUR dedim özetle...

İyi niyetle kendimi kanser etmek üzere sineye çekip hazmetmemeye karar verdim artık yapılanları... sadece bana da değil; herhangi bir sevdiğime de...
Garip olan, DUR kararım üzerine, enerjinin tüm çekimini üstüme salması; yani neredeyse 'parasız yatılılar geçti oradan, [Cezmi Ersöz alıntısıdır; cahilseniz bilemezsiniz kastettiğimi] o yaban ağrı geçti'... herkes mi aynı anda ağzının payını almaya geldi bilmiyorum ama bildiğim sevgili balık burçlarım.
Gerçek sevgilerimi anladım çünkü...
Köle...
İnan...
Beni ben yaptığınız için (her ne kadar ben, ben olduktan sonra [cesur-dobra-korkusuz-cinsiyet değil insan arayan-olduğu gibi- kıskanılan-doğal-sözünü esirgemeyen] bana katlanamasanız da halen sürdürebildiğimiz sevgi bağımız için) çok teşekkür ederim.
Ben artık beni rahatsız eden hiç bir şeyi alttan alıp iyi niyetle tahammül etmeyeceğim!
Dostlarım, çocuklarım, kocam ve sizler hariç!
Sustukça sıra hep bendeydi. Artık DUR deme zamanı!

https://www.youtube.com/watch?v=aphT4cfso3Y




31 Mart 2017 Cuma

GÜNCE: BOY'uma...

"Ah be güzel kardeşim" demekten ve kızıp söylenmekten başka bir şey yapamadığım bugun, gozlerimi biraz aralayabilince yazıp rahatlamak istedim.
Çok sevdigim dünya tatlısı, dunya iyisi, guzel ahlakli, onurlu, zeki, yardımsever arkadaşım bizi terketmeye karar vermiş...
Seçimlerine saygi duymaktan başka yapacak bir şey yok aslında...
Ne desem boş...
Gözlerim küçüldu aglamaktan ama Orkun'um olsun, Isko'm olsun, Erge'm olsun, Ali Ihsan'imiz olsun hepimizin kalpleri büyudü; en sık duyduğum laf "seni seviyorum" ve "seni çok seviyorum"du bugün. Içtendi bu sevmeler; soylenisiyle, tarziyla, uzak da olsak birbirimizin daima yanında olduğuyla, paylaşılan yaşanan güzel anılar ve daha çok sanaldan devam eden ama hiç kesilmeyen destekle... samimi ve gerçekti...
Bir eksiğiz artık Iskender'in dost kervanında...
Egom birilerini suçlamaya variyor ama biliyorum ki en büyuk suclu Umit Serdar Sahinboy. Bu kadar üzüntüye izin verip o bizi dünya mutlusu yapan varlığını geri cekmeyi secti diye geldiğimiz ışığa.
Tum sevgileri soylemenin zamanini zaten hep bildim ama belki de artık bizi uzen, bizi acıtan ve hatta bizi tedirgin eden her şeye de dur demenin zamani geldi... gelmeli de! Gelmeli ki acıdan hasta olmamalı, ölmemeliyiz, gelmeli ki hayatin değerli oldugunu anlamalıyız, gelmeli ki bizi yaralayan herkesi kendimiz gibi bilmekten vazgecip onlara kendileri gibi davranmalı ve biz hep bizi en çok sevenlerle, en eskilerimizle, bizi herseyimizle kabul edenlerle olmalıyiz.
Şimdi bir eksiğiz...
Bu şekilde olmamalıydı...
Bu şekilde değil...
Ama olduguna göre de, bu belki de mi olmalıydı?
Gercekten çok dağıldim arkadaslar. dusunemiyorum, gözlerim yanıyor, bu.. bu beni çok kizdırıyor...
Ah be guzel kardeşim...
Toplanip düğüne giderkenki rüzgar uçuşmalarimizla, guzel paylaşimlarımizla, sabahlara kadarki sohbetlerimizle, aptal saptal olaylari cozup insanlari baristirmak icin elmadağdaki isinden seni almalarimla, Serfar'lar karışıyor diye sana Boy adıni takmamın saçmalığıyla, yaran diyaloglarimizla, muzik muhabbetlerimizle, o guzel insanliğinla, vefanla, erdeminle ve o aydınlik yüzunle hatırlayacağım seni daima.
Evrenin tüm ışıkları seninle olsun.
O güzel insanliğin, o güzel dostluğun en guzel renklere dönüşüp sarsın seni boy'um...
Tekrar kavuşmak dileğiyle...



28 Mart 2017 Salı

GÜNCE: Toz

Ne kadar fazla iyi olmayan sey
var şu hayatta diye başlayacaktım ama her şeyin bir anlamı, bir sebebi, bizi aşka, doğruya, gerçek sevgiye dair eğittiğinin farkına vardım..
Toz hariç!
Ölümü geçtim; o yaşamın bir parçası ama toz?
Hiç bir faydası olmayan, anlamsız bir şey.
Savaşları, yanlış insan seçimlerini, beklenip de gelmeyen sevdicekleri falan karıştırmayacağım çünkü bunlar da en nihayetinde ya sistemin ve yaşamın bir parçası ya bizi eğitmek için varlar ya da kişilerin karakterlerini tez zamanda anlayıp korunmamız için...
Ama toz neden var?
Hiç iyi değil.
Adaletsizlik, yalanlar, kandırmacalar da hiç iyi değil ama bir yerden sonra artık susmayarak karşı çıkabiliriz bunlara. Peki ya toz?
Toz iyi değil.
Uzun veya kısa vadede bir getirisi, bir öğretisi de yok tozun.
Sanıyorum toz kadar anlamsız hiç bir şey de yok hayatta..
Bunu bir düşünün istedim.

Sabah "10dk. içinde hazır ol" diye uyandırılıp az önce eve gelmiş olduğum bu sevimli günden ve güzel havadan hepinize iyi geceler dilerim.


Foto: Azurro, Iskele, Urla- Şeb

16 Mart 2017 Perşembe

GÜNCE: "Içtenlikle ve Sonsuza Dek" Hediye Ettiği Uyduruk Bir Yüzüğü Geri İsteyebilen Adamımsı

Hırsindandir o. Kendiyle barışamamasindan veya acizliğinden... O sebeple de bilemez karşisındakinin o yüzüge evlilik yüzüğü gibi, tek taş gibi, tam tur gibi gösterişen ve madden değil; manen dünyalar kadar değer verdiğini...
Ki konumuz bu değil.
Orta dünyada yaşamıyor ve ortak bilince çok da dahil olmuyorsak, büyü bizleri etkileyebilir mi? Bir yerlerden büyü bulmak; evinden, dolaplarindan, yatağının altindan ne kadar saçma değil mi? Kimse hakkında kötüluk düsünmeyen, kimseye beddua etmeyen, rol yapmadan düşündüklerini dürüstce soyleyebilen insan olabilmek neden bu kadar zorunuza gidiyor? Menfi çıkarlar mi? Maddi mi? Keyfi mi yoksa?
Garip bir sekilde annem, yasadigi evin her yanindan buyü buluyor... dedemin bakicisinca ondurulmamak icin yapilan buyuler... kalbi temiz insani etkilemez, bilirim de... ekmegini yedigin bir insanın yuzune gulüp arkasından hinlik cevirmeye calismak, o yokken onun agirina gidecek faturalara ve dedikodulara sebebiyet vermenin altinda yatan asil neden ne?
Insanoğlu gercekten beni hayrete düsürüyor ve pek coğu sınıfta kalıyor... sevgili Sümeyye'm demişti; "aile karması diye bir şey" var diye. Belki de bu yüzden bize yaklaşan herkesi kendimiz gibi bilip kandırılıyoruz ve hatta tabir-i caizse; ayakta zkiliyoruz.
Bunu engellemek icin sayıca az güzel insanları da görmezden gelmek çok saygısız geliyor bana. O yüzden samimice konuşup uzak tutmak en faydalısı. Daha da yalanlarına, ikiyuzluluklerine, sahtekarlıklarına devam ederlerse onlara onların yöntemiyle ama düsturunu bozmadan karşılik vermek belki de... Savcılığa gitmek mesela tacize karşı, işten çıkarmak mesela art niyet ve büyüye karşı... Çok bulaşmadan... Devrederek... Ne de olsa eden daima bulur, ne de olsa evrenin işaretlerini görmek istemeyen daima belasını bulur.
İnsanlar ne zaman bu kadar ikiyüzlu ne zaman bu kadar maddiyatçı oldular anlayamamakla birlikte sayılarının bu ülkede gittikçe artması içler acısı. Yapacak tek şey de zannımca bu sanal kimselerden mümkün olduğunca uzak durup, erdemlerimizle yaşamımızı sürdürmeye devam etmek...
Geçen sevgili Handan ve Serbülent Karuv çiftiyle 80'ler, 90'lar yapmıştık... yine andik bu guzel insanlarla geçmişteki erdemleri... insanlar daha mı cesur daha mi dürüsttü o zaman? Belki aynı boklardı ama sosyal medya diye bir şey yoktu diye düşünsek de, sonuç şu oldu: sistem, para ve çıkar, kişiliği zayif insanlari esir aldı.
Eskiden var mıydı "seni gormeyi çok istiyorum" diyen bi kişinin 20 gün görüsmeyi birak arayip yazmaması? Var mıydi "hastayım ve sadece sana, sevgine kokuna ihtiyacım var" diyen birinin umursanmaması? Var miydı bu kadar cok sana ayri, ona ayri, cevreye ayri, eve ayrı oynayan insan? Var mıydı akla gelmez yalanlarla sevgi kazanmaya çalışan acizler? Var mıydı evine gelip ekmeğini yedigi, sòzde dost göründuğü kişilerin arkasından onursuzca ve sapıkça entrikalar çevirenler? Yoktu la; yoktu! Alem göt oldu!
Bu sebeple dikkatli olun. Cevrenize alacağınız kimseleri gerekirse test edin. Sonraki hüsran insanı kanser bile yapıyor icabında; kendiniz gibi bilmeyin herkesi, aman diyim!
Neyse, 80'ler güzeldi...
                                                            Foto: 80'ler stayla -ŞeB

6 Mart 2017 Pazartesi

GÜNCE: Güzel insanlar ve Vefa Üzerine (güncel)

Bugünkü yürüyüşümün 20 dakikasında sevgili İnan Ordukaya North Carolina'dan telefonla eşlik etti bana... Garipti evet, Ara sıra haberleşsek de, 1995'ten beri görmediğim (sanıyorum bir de 1997'de Tunalı Hilmi'de görüp kalplerimiz bi' güp güp atmıştı, o kadar.) bir kişinin, 1995'ten beri sesini de duymamıştım.

Konuşmamızın özetinde anlıyorum ki, vefa diye bir şey var. Seni çok eskilerden tanıyan insanlar da zaten seni sen olduğun için kabul edip, seven insanlar. 'Siz ne iş yapıyorsunuz?' tarzında muhabbete başlayan insanlar oldum olası sorunlu, 'sistem insanı' ve yapmacık gelmiştir zira bana.

Eski arkadaşlardan konuştuk, hayatın bizi getirdiği yerlerden... nitekim en son fiziksel görüşmemizde İnan, sanıyorum Maltepe Yükseliş yakınlarındaki Anzer pastanesi'nde tokat atmıştı bana, ben de ona tekme... ve hırsımdan akşamına deli gibi ders çalışıp, Tarih sınavından 100 çekmiştim :)

Ne güzel kıskançlıklarmış onlar... şimdi insanlar birbirlerine kendini kanıtlama derdinde; kıskançlıkları sevdiği kişileri kaybetmek üzerine değil artık; o benden pahalı çanta takmış, o benden güzel makyaj yapmış veya o benden daha çok para kazanıyor şeklinde... yani kıskançlıklar bile sahte; öyle ki kalbinde acı hissedip elini veya ayağını kaldırmaya değmiyor...

Yaşımız ilerledikçe çoğu kişi, 'ortam adamı' oluyor; ne bileyim, para için haz etmediği kişilere yalaklanmak durumunda kalıyor mesela... veya motorize görünmeyi gösterişten, hava atmaktan sayıyor, veya arkanızdan konuşup yüzünüze gülebiliyor veya yan komşunun tecavüzcüsüyle 'bana bi' şey yapmadı; hem menfaatim de var; belki mekanıma gelir para harcar ve müşteri getirip bana fayda sağlar' gerekçesiyle abim çekiyor... iyi haber, böyle olmayan; erdemini, düsturunu yitirmeyen insanlar da var; az da olsa var.

İnan da onlardan biri...
Bana tokat attıktan sonraki 10 yıl boyunca benden özür dileyebilen, adam öldürdüğünde gidip teslim olabilen, arkasından konuştuğunun yüzüne gülmeyip, söyleyebilen, menfaat için kimseye eyvallahı olmamış bir adam... erdemli bir adam...

Dilerim ki hayatınızda böyle insanlar olsun; eğer ki siz de bu erdeme, bu onura ve bu doğallığa; bu samimiyete sahipseniz tabi ki... ve hayatınızın bundan sonraki kısmında, size dahil olacak kişiler de sizin gibi olsun!

Herkese iyi haftalar dilerim.
Yaşam gerçekten muazzam ve verilmiş her sevgi; her değer, şeref ve erdem sahibi kişilere verilmişse, size illa ki geri döner.

foto: Maltepe Yükseliş yıkıldığında alıp barındırdığım tabela -ŞeB


2 Mart 2017 Perşembe

GÜNCE: Ben Uyarısı (Kasım 2016)

Gözlerimi ve çarpık köpek disimi beğendiğim kadar samimiyetimi ve dobralığımı da beğenirim. Dobralığın ve eleştirinin sorgulayan, zeki ve kendiyle barışık insanlara fayda sağladığı kanaatindeyim. 
Kendinizle barışmak, aynaya bakmak, kendinizi sorgulamak size zul geliyorsa ve zeki olmak için çaba harcamıyorsanız ne dostlugum, ne arkadaşlığım ne de sanrılarınızı onaylatma kulisleriniz faydalı olur.
Elestirilere de sonuna kadar açığım.
Hep daha iyiye daha olguna daha zekiye varmaktır hedefim sevdiklerimle birlikte.
Sevdikleriminse pek çoğunluğu beni 6 yasimdan beri tanıyan insanlardan oluşmakta...
Yani dusunuyorum da, aciksozlulugumde mi bir sikinti var diye... hayir, sen yeteri kadar zeki, açik ve samimi degilsindir; beni seven 800 kişinin hepsi birden yanılıyor olamaz yaw





Foto: Çilekler ve kelebekler- ŞeB

GÜNCE: Kandırık (Kasım 2016)

Her zaman söylerim;
Eğer birisi sürekli kendine yakıştırdığı iyi sıfatları söylüyor ve kendini savunmak için bile sürekli bu belirli sıfatları kullanıyorsa, o konuda çok buyuk içsel sıkıntıları ve tereddütleri vardır.

Gözlemlerseniz; 
'Ben çok dürüstüm' deyip duranın yalancı,
'Ben çok adilim' deyip duranın çıkarcı,
'Ben çok iyiyim' deyip duranın içten pazarlıklı,
'Ben çok sadığım' deyip duranın yavşak olduğunu zamanla görürsünüz.


O yüzden kendimize teşbihler yakıştırmak yerine bırakalım, çevremiz takdir etsin bence.



Foto: Lila Sokak, Urla- ŞeB

28 Şubat 2017 Salı

GÜNCE: Darlama Erkeği, Darlama Kadını (Ekim 2016)

Ey Kadın! Ey Erkek!
Yıllar geçse de, geçmese de O sana dokunduğunda için titremiyorsa ve zaten aslında baştan beri de öyle yoğunca titremediyse, terini yalayamıyor, ta içine çekemiyorsan kokusunu, o senin erkeğin, o senin kadının değildir.
Zaman içerisinde kendi hayatının cüzdanı, menfaati olmuşsa, onun vakit geçirmek istediği şeyler, tutkuları, fikirleri, hobileri sana zul geliyorsa, onun mutlu olduğu ortamlara girdiğinde sen de O mutlu diye O kendini ifade edebiliyor diye mutlu olamıyorsan, o esnada kim bilir ne zaman oradan kalkacağınızı düşünmeye başladıysan ve afaganlar bastıysa, o senin erkeğin, o senin kadının değildir.
Her gece ve her sabah buruşmuş uyku suratını öpmek ve dokunmak gelmiyorsa içinden, onu sadece kişisel çıkarların için (bir sevgilim olsun, bir kocam/karım olsun kafasıyla) önemsiyorsan, her an yanında olsun istemiyorsan, yanındayken kokusunu, nefesini, damarlarına kadar hissedemiyorsan o senin erkeğin, o senin kadının değildir.

Lütfen yıpratma ne kendini ne O'nu...
Lütfen güçlü ol ve git.
Lütfen kendine ve O'na saygı duy ve gir.

Hepimiz yapbozun bir parçasıyız; çok uygun gibi görünse de yaşadıkça ve tanıdıkça aslında aralarda fireler olduğunu anlarsın bazen. İşte o zaman, korkaklığı, tereddütleri veya o aptal menfaatleri bırak; bırak ve git!
Sana tamı tamına uyacak olanı da var.
Git ve onu bul!

Foto: 'Kendi pusulan, başkalarınca olması gerekeni değil, yüreğini gösterir. O'nu takip et.' - ŞeB


TAVSİYE: Basit, erdemli ve güven içinde yaşa (Kasım 2016)

Biraz mizah oku; kendinle dalga geçebil yani.
Zayıf yanlarını bil, sataşma; kabullen.

Bilimle ilgilen, geliştir kendini; sor, sorgula, araştır ve düşün... bol bol düşün. Hayal kur.

Aşık olmadan sevişme!
Hayır zor değil; gerçekten aşık olmuşsan zaten aşık olmadan sevişmektense asılmayı tercih edeceksin. Gör bak!

Rol yapma; dürüst oyna, dürüst ol, dürüst yaşa.
Sahtekar olma, kimseyi kandırma; bütün sevgileri kaçırırsın.
Hiç bir menfaat ve çıkar için 'bana dokunmayan yılan'cılık yapma.
Başkalarını kırmamak için değerlerinden ödün verme!

Yapmacık davranma yani... yalaka da olma.

Tehdit etme, kimseye hırsın yüzünden eziyet edip saldırma, koşul sunma.

O titizliği biraz bırak; bırak kirlensin ayakların, bırak dağılsın evin, bırak ütüsüz olsun gömleğin. Kendini hayatın akışına bırak; kasma.
An'ı yaşa ve rahat ol, kendin ol; kendin gibi ol!

Çok oku ama düzgün şeyleri, güzel şeyleri oku. Sana bir şey katsın okudukların. Duyduğun ve okuduğun her şeye de iyice araştırmadan tek elden körü körüne inanma. Her şeyi tartışmaya açık olabilecek kadar güven benliğine!

Bahanesiz ol. Açıkça söyle fikirlerini de, o an canının istemediğini de herhangi bir şeyi...

Özür dilemeyi bil ve dilenen her özrü de kabul et. O özür sonrasında kişiyi koyacağın yer farklı olabilir yapılan özre göre ama sen yine de her özrü kabul edebilecek kadar barışık ol hayatla.

Yaptığın hatayı anladığın anda telafi etmeyi de bil. Elinden gelenin de fazlasını yap!

Gösteriş yapma, KİM NE DER diye yaşama; seni sen olduğun için seven zaten daima sevecek; seni sevmek istemeyen de ne yaparsan yap sevmeyecektir. 'Beni aramadı', 'pijamayla dışarı çıkmış' gibi salak bahanelerle sevmeyecekse seni biri, boşver sevmesin ya, o kadar yalnız değilsin ya? Yalnızsan da yaz bana, emin ol o sahte çevrenden daha iyi gelirim sana.

Makyaja bulanma; fönsüz, makyajsız, pijamayla, çıplak ayakla dışarı çıkabilecek kadar saygı duy kendine. Sev kendini.

Yüzüne de söyleyemeyeceğin bir şeyi kimsenin arkasından konuşma.

Hayatta bazı şeyler ağır basmalı. Sonradan pişman olmamak için kendine bir terazi yap ama istemediğin şeyi ASLA yapma. İstediğin şey içinse kendi erdem onur ve ahlak sınırlarını çiğnemeden elinden geleni yap. Karşılık almadığındaysa, gerçekten yapılabilecek her şeyi yaptığını düşünüyorsan vazgeçmesini bil. Acılarından da ders al, enayi gibi tekrar edip durma!

Vicdanın gerçek olsun, vicdanını ASLA kandırma. Kendinden nefret edersin yoksa ve istersen dünyanın maddi zengini ol, kimseye bir faydan dokunmaz.

Yaşadığın her olumsuzlukta ÖNCE AYNAYA; KENDİNE BAK! Kendini sorgula

ve en önemlisi:
KENDİNE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİNİ BAŞKASINA YAPMA. Baktın sana yapıyorlar, belki de onlar kendilerine yapılmasından hoşlanıyorlardır, o zaman sen de onlara yapıp dene! Emin ol hoşlarına gitmeyecek :)

Bunları yapabildikten sonra, en kolay ve en keyifli şey erdemli yaşamak!


foto: ŞeB

SEYAHAT: Erdek

ERDEK



ERDEK NEREDE
Erdek, Marmara Bölgesi’nde, Kapıdağ Yarımada’sında, Bandırmaya 20km. mesafede bulunan, küçük, tatlı bir beldedir. 1970’lerde, aynı günümüz Bodrum’u, Çeşme’si gibi çok popüler olan bu belde, zamanla popülerliğini yitirmiş olsa da, denizi hala temiz, arkadaşlıkları, 1970’lerde kurulmaya başlayan küçük yazlık siteler sayesinde, nesilden nesle süren, güzel koylar ve lezzetli yiyecekler barındıran şirin bir beldedir.


ERDEK’E ULAŞIM
İstanbul’dan 2,5 saat süren İDO feribotları bulunmaktadır.
Bunun dışında, araç veya otobüs ile 373km;
Ankara’dan araba veya otobüs ile 500km;
İzmir’den araba veya otobüs ile 395km;
Bursa’dan araba veya otobüs ile 128km;
Balıkesir’den araba veya otobüs ile 119km


ERDEK’E NE ZAMAN GİDİLMELİ
Erdek’te sezon, Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Yine de, Bursa, İstanbul, Balıkesir gibi şehirlere yakın olmasından dolayı, yılın her ayı, özellikle hafta sonları temiz hava almak, yürüyüş yapmak, kafa dinlemek veya dostlarla kumda vakit geçirmek için tercih edilen bir kasabadır. Kış aylarında, havanın mevsim normallerine göre nispeten sıcak olduğu günlerde (ki bu günlere kış sezonu içerisinde çok rastlanır) sahilde ateş yakan arkadaş guruplarını, mangal yapan aileleri görmeniz de mümkündür.


ERDEK HAVA DURUMU
Ege ve Akdeniz kıyılarına oranla, görece serin olan Erdek, ılıman iklimlidir. Yaz sezonunda, en yüksek 30, en düşük 18 dereceyi geçmez. Yaz sezonunda Erdek’e tatile gidecekseniz yanınıza, bazı serin geceler için, polar, eşofman ve çorap da almalısınız.
Erdek’e girdiğinizde, karşınıza aşağıdaki seçenek tabelası çıkar. Mecburi istikametten sonra, eğer Kapıdağ Yarımadasının Erdek’e bağlı köylerine gitmek; Ocaklar, Doğanlar, İlhanlar ve Turanköy köylerini ve koylarını gezmek isterseniz sağa döner; sitelere gitmek isterseniz düz devam edersiniz. Biz şimdilik Erdek’in köylerine geçmeden, düz devam ediyoruz.


Düz devam ettiğimiz yolun sol paraleli, trafiğe kapalı yol üzerinden, denize sıfır; hem sahilden, hem yoldan girişi olan sitelerden, otellerden ve turistik mekanlardan oluşuyor. Yolun sonuna Cuğra; Erdek şehir merkezi uzantısına ise Kanova deniyor.

ERDEK’TE NERDE KALMALI?
Kanova-Cuğra arasındaki Erdek Sahil Yolu olarak bilinen yürüş yolu boyunca, günlük 50 ila 150TL arası değişen çeşitli otel veya pansiyonda bulmanız mümkündür. Herkesin bütçesine göre mutlaka bir Erdek Oteli veya Erdek Pansiyonu bulunabilir. Bir ay veya daha uzun süreli konaklamalar için kesinlikle sitelerden yazlık kiralamanızı öneririm. Çünkü Erdek’in en güzel yanı sitelerdeki muhabbetler ve sosyalliktir.


ERDEK’TE YAPILACAK ŞEYLER
Ø Erdek’in her yaş ve kesim için en güzel yanı Cuğra koyunun en sonundan, şehir merkezine kadar süren 5 km’lik, trafiğe kapalı, sadece bisiklet ve yayaya açık olan bir sahil yolu bulundurmasıdır. Günün 24 saati, koşan, yürüyen, bisiklete binen mutlu insanlar görürsünüz bu yolda ve tabi şehir merkezine ulaşımı, arka yoldan araç ile değil de temiz hava ve manzara eşliğinde gerçekleştirmek isteyen güzel insanları…

Ø Yapılacak en güzel şey, yıllardır nesilden nesle buraya gelen insanlarla kumda güneş batana kadar sohbet etmek, okey-iskambil oynamak ve her yeri kum olan yumuşak denize girmektir aslında.


Ø Erdek’te gezilecek yerlerden biri de, Kapıdağ Yarımadası koylarıdır. Araba veya Erdek Gar’dan kalkan dolmuşlarla köylerin koylarını gezebilirsiniz. Dilerseniz bu gezileri Erdek Tekne Turu alarak da yapabilirsiniz. Marmara’da bu kadar güzel koyların ve rengarenk denizin varlığına şaşıracaksınız.

Ø Erdek’te gezilecek bir tepe olarak, Kanova’nın sonunda Dilek Tepesi denilen; rivayete göre Kurtuluş Savaşı sırasında, burada bayrağımızı dikerek can verdiği söylenen Seyit Gazi’nin türbesi bulunmaktadır. Tepeye çıkarken de, inerken de olağanüstü bir manzara ve bol yeşillik eşlik eder size. Buradan dilek dileyerek taş alınır ve dilek gerçekleştiğinde taşlar tekrar Seyit Gazi’ye iade edilir.

Ø Erdek’te Tekne Turu aracılığıyla Kapıdağ Yarımadası’nın Erdek köylerinin yanı sıra, Avşa ve Marmara adalarını da gezebilirsiniz. Erdek Tekne Turu için, Liman’daki teknelerden herhangi biri ile görüşmeniz yeterlidir.



ERDEK’TE ALIŞVERİŞ
Erdek Şehir Merkezi’nde, aradığınız her çeşit şeyi bulabileceğiniz türlü dükkanların yanı sıra, Cumartesi ve Pazartesi günleri, şehir içinde Erdek Pazarı kurulur. Bu pazarda, bahçelerden gelen tazecik ve organik meyve sebze bulabilir, köy yapımı bal, peynir, tarhana, baharat alabilir, ucuza ev eşyaları, mefruşat ve oyuncaklar bulabilir, hatta Bursa’ya yakınlığından dolayı, magazin dergisinden fırlamış gibi görünen ve bir o kadar da ucuz olan kıyafetler görebilirsiniz.

ERDEK’TE YEME-İÇME
ERDEK’TE NE YENİR, NE İÇİLİR
Nüfusun neredeyse yarısı Girit göçmenlerinden oluştuğundan, Erdek mutfağına da etki etmiştir. Yani, Erdek’te yiyeceğiniz her şey lezzetlidir. Tatmadan dönmemeniz gereken başlıca Erdek yemekleri bulabileceğiniz lezzet noktaları:
Ø  ÖGS:  (0266 845 6493),  Erdek Merkez
Burası, ayak üstü bir tostçudur aslında. Rıfkı, Haşmet, Sandal gibi değişik isimlerde farklı içerikli tostlar bulunur ve bu tostlar öyle lezzetlidir ki, sabah 8’den gece 1:30’a kadar açıktır bu mekan. Erdek’e gelmişseniz, tatmadan gitmek olmaz.

Ø ULUDAĞ PİDECİSİ (0266 835 2210), Erdek Merkez
Erdek’in en eski pidecisidir ve hala çok lezzetlidir.

Ø DENİZ İSKENDER (0266 835 2973), Erdek Merkez
Bursa’nın meşhur İskendercisi ile kapışabilecek lezzettedir.

Ø ÖZLEM MANTI (0266 835 0987), Sahil Yolu
Adı üstünde, mantının hası burada yenir. Bunun yanı sıra, ev yemekleri, baklavası, çiğ böreği, enginarı ve turşusu şahanedir.

    Yukarıda bahsettiğim Erdek restoranları, rezervasyon almayan, alkolsüz, ye-kalk usulü yerlerdir. ‘Ben bir akşamımı manzara, kaliteli yemek ve içki eşliğinde geçirmek isterim’ derseniz:

Ø PRESTİJ (0532 496 7123), Erdek Merkez, Denizin Üstü
Evet, bu restoran, aslında denizin üstünde bulunan 2 katlı büyük bir teknedir. Burada balık ve meze tüketilir, başlıca fiyatlar girişte yazdığından dolayı, her kesenin seçebileceği bir menü mutlaka bulunur.

Ø ASPAVA, Liman Karşısı
Bilinen dürümcünün aksine, Ankara’nın Kıtır’ını andıran, kahvaltı dahil çok çeşitli yiyecek ve içki seçenekleri bulunan sevimli bir Erdek restoranı.


Ø ADONİS (0535 478 66 55), Cuğra Koyu
Denize sıfır, kumlar üzerinde, salaş bir restoran. Gündüzleri, denize girip, bira-patates yapabilir, akşamları ise güneş batırırken harika mezelerle içkinizi yudumlayabileceğiniz, taze balığınızı yiyebileceğiniz bir Erdek restoranı. Üstelik, müzik seçimi de şahane!

Bu lezzetli Erdek Restoranları’nda aldığınız tüm kalorileri, gün boyu, çakıl ve taş içermeyen Erdek Denizi’nde yüzerek veya Erdek Sahil Yolu’nda yapacağınız koşu, bisiklet veya yürüyüşle verebilirsiniz. J




ERDEK’TE GECE HAYATI
Erdek’te sahil yolu boyu bulunan ve fiyat tabelaları girişinde yazan, müzik tercihinize göre seçebileceğiniz çeşitli pub ve canlı müzik yapan barlar vardır. Bu barlar, birkaç senede bir müşteri talep ve potansiyeline göre formatlanır. Bu sebeple, yürüyüş yolu boyu, aradığınız tarzı bulabileceğiniz bir Erdek Gece Hayatı mekanı görmeniz çok olasıdır.
Ama geceyi hafif bir menü ve oyun oynayarak veya maç izleyerek veya geyik yaparak geçirmek isterim derseniz, size tek önerim Cuğra Siteler’de bulunan Atlantis Bilardo’dur.

Gün boyu denize nazır okey oynamak, gazete/kitap okumak, dedikodu yapmak isterseniz de Erdek’in vazgeçilmezi, liman yanında bulunan çay bahçeleridir. 

BONUS: Çay bahçelerinin manzarası:




GÜNCE: Eğitim Sistemi ve Öğretmenler (Ocak 2017)

Hayatımın bir döneminde, Urla Çok Programlı Meslek Lisesi'nde İngilizce Öğretmenliği yapmıştım.
Dönem sonu, 9-10-11 ve 12. sınıflara anket yaptım. Sorduğum soruların bir kısmı kendi yeterliliğimi ölçmeye, bir kısmıysa öğretmenlerin öğrencilere ne kadar faydalı olduğuna yönelikti.

Urla'nın en kötü lisesi olarak bilinen bu okul öğrencileri, beni çok olumlu yönde hayrete düşürdü ve gururlandırdı.

Lütfen, her çocuğun anlama biçiminin ve dikkatinin farklı olduğunu unutmayalım ve lütfen onların heveslerini kırmayalım ve onları aşağılamayalım.

İşte anket soru ve sonuçları:


TAVSİYE: Evlenecekler için Notlar (Aralık 2011)

(Boşanmak için evlendiğini iddia eden, karısını sevmeyen ve kişisel menfaat yüzünden evlenen birisiyle tanışmıştım. Aşağıda okuyacaklarınız tabi ki böyle şeref yoksunu sahtekar insanlar için geçerli değil.) 

Son hazırlıklar:
-Saç modelini ve makyajını dene
-Gelin çiçeğini hazırlat- siparişini ver
-Ayakkabılarınızı aldıysanız her akşam 2 saat yürümeye başlayın (halının üzerinde)
-Giriş müziğini hazırlayın
-Dans edcekseniz provasını yapın
-Evinize yerleşin, önemli eksikleri tamamlayın
-Fotoğrafçı ayarladıysanız onu teyit edin
-Düğünde araba süsleyecekseniz nasıl süsleneceğine karar verin
-Arabayı kim kullanacaksa detayları konuşun (arabayı o süsleyecek, gelin çiçeğini o alacak vb)
-Düğün günü size yardımcı olacak kişilerle konuşun, plan yapın
-1 gün önce telefonlarınızı kapatın sessiz ve sakin bir gece geçirin
-Sabah uzun ılık bi banyo yapın
-Cok güzel bir kahvaltı yapın, sonra telaştan birşey yiyemeyeceksiniz
-Küçük aksilikler olabilir, görmezden gelin ve özel gününüzü bozmasına izin vermeyin!
-Herkesin huzuruna çıkmadan önce mutlaka en az iki-en çok 5 kadeh için!
-O uzun yolda dik durun, dik yürüyün ve gülümseyin!
********************************************
Amaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
********************************************
‘Evet’ dedikten sonrası asıl önemli olan kısım aslında...

Evlilikte elbette üzüntüler, tartışmalar olacak, bazen o sıkı ‘örgü’ incelecek, ama önemli olan ilmekleri doğru atabilmek!

Mutlu ve sağlıklı bir birliktelik için de bence sadece 3 basit kural var aslında:

1)    Karşınızdakini olduğu gibi kabul edin, değiştirmeye çalışmayın!
2)    Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi karşınızdakine yapmayın
3)    Olumsuz hiçbirşeyi ailenize/eşinize yansıtmayın
Bu 3. maddeyi açmak isterim: olumsuz herşeyi tabi ki eşinizle paylaşmalısınız, artık siz bir ailesiniz! ama bu güvenle eşinizin size söyleyebileceği kendi ailenizdeki olumsuz şeyleri kendi ailenize; ailenizin size söyleyebileceği eşinizle ilgili olumsuz şeyleri de eşinize yansıtmamalısınız... laf getirip götürmemeli ve söylenenlerden gaza gelip etkilenmemelisiniz! ha, ama tüm olumlu demeçleri aktarmanın hatta abartarak söylemenin de çok yapıcı olacağını unutmayın :)

En ufak bir tartışmada bu 3 maddeye geri dönüp gözden geçirirseniz, aslında herşeyin bundan ibaret olduğunu anlayacaksınız.

Eğer küçük detaylara takılırsanız çorapları kirliye atmaması da batar, çantasını psp’nizin yanına koyması da... Önemli olan yatağın yanından kirliye atılması gereken çorapları ve atletleri gülümseyerek toplayabilmektir aslında... çünkü onun hayatta olması, sizin hayatınızda olması çok daha önemlidir çoraplardan... veya unutkanlığına kızmak yerine daha fazla hatırlatabilmektir alışveriş listesindeki maddeleri... hiçbiri gerçek sorun değil inanın!  Bütüne odaklanın!

- Kendinizi, (kendinize ait olan değerleri, arkadaşları, ailenizi) eşinizden (ve eşinizin değerlerinden, arkadaşlarından, ailesinden) üstün görmezseniz,
- Her zaman empati yapmayı alışkanlık haline getirip hatalı olduğunuzu anlar anlamaz ne şartta ve ne şekilde olursa olsun özür dileyebilirseniz,
- En kızgın olduğunuz anlarda bile sevginizin üstünlüğünü hatırlayıp sevişmeyi veya kavganın sonunun gelmeyeceğini farkedip kahkahalarla gülmeyi başarabilirseniz ilk iki yılı rahat atlatabilirsiniz demektir.
En fırtınalı geçecek o ilk iki yılı atlatırsanız %60 boşanmazsınız zaten :)

Yukarıdaki 3 maddeyi de hayatınıza uygulamayı başarabilirseniz, aşkınız sevgiyle ve güvenle sürdüğü sürece asla ayrılmaz ve birlikte çok mutlu olursunuz!

Hadi bakalım, hayatınızın yeni bölümünde başarılar!

foto: Yenikent Yolu, Urla - ŞeB


GÜNCE: Bakıyorum da sistem yine içimi şişirmiş (Şubat 2013)

Düşünüyorum da hakikaten diken üstünde yaşıyoruz... hepimiz köleyiz aslında... sistemin kölesi. bir insana sahip olmaktansa bir eşyaya sahip olmak daha önemli birçoğumuz için. Herşey para olmuş ve bu uğurda kişiliğinden fikirlerinden tut da cinselliğine kadar ödün vermeyen insan sayısı toplasan elin parmaklarını geçmez ve sanırım herşeyin nasıl fiyatı varsa, herkesin de bir fiyatı var artık. Çevremde de çokça tanık oldum buna.

Teknolojiye, sisteme o kadar köle olmuşuz ki elektrik kesildiğinde mum yakmayı akıl edemesek de, muhabbet edeceğimiz, takılacağımız kişinin nerede çalıştığı, az çok ne kadar kazandığı konularını araştırmakta hiç çekimser değiliz. Biz dediğim, insanlar adına; yoksa asla bu insanlardan olmadım, olmam da... 

İnsanları yönetmek ve yönlendirmek ne kadar kolay. Beynini yıka, ver magazini, ver dini, ver futbolu, ver eğlenceyi, arada korkut, itaat ettirt. Bir de araştırmayı, her şeyi sorgulamayı yasakla ki iyice uyuşsunlar, tek dertleri para olsun tamam işte, al sana binlerce köle! Sisteme karşı gelen, laf eden, diğerlerini uyarmaya çalışan bi akıllı çıkarsa at içeri, birkaç yafta yapıştır... en kötü dna sını ele geçirip onu öldürecek bir yemek yap! Onun bile sektörü var. 

Kafasız tavukları yarat, beyaz et sağlıklı et diye sat. Çocuklara bile utanmadan kanserojen, katkı maddeli yiyecekler sat.. reklam sektörüyle süsle gözlerini boya para harcat onlara; yesinler ki sağlıkları bozulsun! Çünkü o da bir sektör! 

Ot, kenevir yetiştirmek yasak, ama otla yapılan ilaçlar yasak değil; para ile alabilirsin! Sen ne kadar hasta olursan zenginler o kadar para kazanır.  Belki de o yüzdendir ki yan etkisi olmayan ilaç yok! Bir yerin düzelirken başka yerin cortlasın ki hep ceplerini doldur efendilerinin! 

Zaten sigortaya verecek paran yoksa öl, paran varsa da ölüyorsun aslında. Bu bir uçakta first class uçan adamla economy uçan adamın farkı gibi... uçak düşünce ikisi de ölüyor... oysa burda insanlar bir kağıt parçası için birbirlerine giriyorlar!!

En zenginler en cimriler olurlar bir de... paylaşmayan, hayattaki en değer verdikleri kişiler için bile işin en ucuzunun da ucuzuna kaçan... saygısız, samimiyetsiz...

Neyse, çok konuştum yine... ne demiştik, ‘hayat sıkıcı ve tehlikeli değil; sen fakirsin!’
Ali Ağaoğlu kişisinin türkiyedeki en seksi adam olduğu bir sistemde, bu gerçekten çok eğlenceli bir cümle.

Gülüp geçiyoruz haliyle; çözüm var mı? Yok.

Yaz, yaz rahatla aq/sd!


foto: Karahindiba, Ankara - ŞeB



TAVSİYE: sevgi üzerine iki gerçek (Şubat 2012)

1) 

Karşılıksız sevgi gibi safsatalarla kendinizi üzmemelisiniz, çünkü emin olun sizi sevmeyen birini bir yerden sonra siz de sevmemeye başlıyorsunuz. Yeter ki sevilmediğinizi idrak edebilecek ego törpüsüne gelin.
O yüzden unutamıyorum falan diye umutsuzluğa kapılmaya gerek yok.

2) 

'Seni seviyorum' demek hiç de zor değil; iki üç kelimeyi bir araya getirip güzel cümleler yazmak da kolay... 
Ha, bunu bile söyleyemeyen zavallı insanlar var o ayrı ama gerçekte önemli olan sevdiğin insan için bir şeyler yapabilmek, onu merak etmek, onu özlemek, aklının onda olması, ona değer vermek... 
En kötü 'bir ihtiyacın var mı' diye sormak... 
Gerçek sevgi varsa bu otomatikman oluveriyor zaten; hırslanmadan, dürüst severek, sahtekarlık yapmayarak, kendin olarak onun için bir şeyler yapıyorsun zaten sevgi gerçekse.

Emek vermedikten sonra kimse çok seviyorum, çok değer veriyorum, o benim canım vb.. dememeli; aşk da sevgi de sözle değil eylemle olur çünkü; gülünç duruma düşerler.


foto: Urla, İzmir - ŞeB

TAVSİYE: Kompleksli insanlara göre değil çünkü AŞK (Mart 2013)

Bir insan düşün seni sevdiğini (bir arkadaş) veya sana aşık olduğunu (sevgili, flörtöz, eş vb) söylüyor...

Zekana hayran mesela ama aynı zamanda zeki olduğun için senden nefret ediyor.
Ona ilk yaklaşımının bile unsuru olan olumluluğun ve dışa dönüklüğün onu acayip etkilyor aslında ama aynı zamanda seni sürekli bozmaya çalışmayı kendine görev edinmiş; seni hazmedemiyor.
Düşündün mü???

Mesela pratikliğine, esprilerine bayılıyor ama bunları kimse bilsin istemiyor, öyle güvensiz ki sadece kendine istiyor...
Hoş/şık göründüğünde sana daha iyi davranıyor ama aslında hep vasat görünmeni istiyor.
Sana güvenmek istiyor ama seni değiştirdikçe o kendine güvenemiyor.
Düşündün mü???

Mesela senin cesaretini gözüpekliğini belki de kendinde zerresi olmadığından kıskanıyor, aşağılamaya çalışıyor seni ve aslında kendi korkaklığını...
Sen 'bana uzak da olsa yaşasın, iyi olsun' isterken o senin yüzüne bile 'keşke ölsen' diyebiliyor.
O aslında seni sevmek değil, seni sen yapan her şeyi; yani sen'i yok etmek istiyor!
Düşündün mü böyle birini?

Kendince sana deli gibi, öldüresiye aşık olan ama gerçekte;
En başta kendini sevmeyi öğrenebilmek için seni yenmeye çalışan böyle birini?
Kendine güvenemeyen, kendinden emin olamayan, tutarsız birini?
Düşünün mü???

Böyle biri/birileri var mı çevrende?
Var mı gerçekten?
Gerçekten mi?
La mal!
Ne okuyon hala?
Koşarak kaç onun yanından!


foto: Seyitgazi, Erdek - ŞeB