28 Şubat 2017 Salı

GÜNCE: Darlama Erkeği, Darlama Kadını (Ekim 2016)

Ey Kadın! Ey Erkek!
Yıllar geçse de, geçmese de O sana dokunduğunda için titremiyorsa ve zaten aslında baştan beri de öyle yoğunca titremediyse, terini yalayamıyor, ta içine çekemiyorsan kokusunu, o senin erkeğin, o senin kadının değildir.
Zaman içerisinde kendi hayatının cüzdanı, menfaati olmuşsa, onun vakit geçirmek istediği şeyler, tutkuları, fikirleri, hobileri sana zul geliyorsa, onun mutlu olduğu ortamlara girdiğinde sen de O mutlu diye O kendini ifade edebiliyor diye mutlu olamıyorsan, o esnada kim bilir ne zaman oradan kalkacağınızı düşünmeye başladıysan ve afaganlar bastıysa, o senin erkeğin, o senin kadının değildir.
Her gece ve her sabah buruşmuş uyku suratını öpmek ve dokunmak gelmiyorsa içinden, onu sadece kişisel çıkarların için (bir sevgilim olsun, bir kocam/karım olsun kafasıyla) önemsiyorsan, her an yanında olsun istemiyorsan, yanındayken kokusunu, nefesini, damarlarına kadar hissedemiyorsan o senin erkeğin, o senin kadının değildir.

Lütfen yıpratma ne kendini ne O'nu...
Lütfen güçlü ol ve git.
Lütfen kendine ve O'na saygı duy ve gir.

Hepimiz yapbozun bir parçasıyız; çok uygun gibi görünse de yaşadıkça ve tanıdıkça aslında aralarda fireler olduğunu anlarsın bazen. İşte o zaman, korkaklığı, tereddütleri veya o aptal menfaatleri bırak; bırak ve git!
Sana tamı tamına uyacak olanı da var.
Git ve onu bul!

Foto: 'Kendi pusulan, başkalarınca olması gerekeni değil, yüreğini gösterir. O'nu takip et.' - ŞeB


TAVSİYE: Basit, erdemli ve güven içinde yaşa (Kasım 2016)

Biraz mizah oku; kendinle dalga geçebil yani.
Zayıf yanlarını bil, sataşma; kabullen.

Bilimle ilgilen, geliştir kendini; sor, sorgula, araştır ve düşün... bol bol düşün. Hayal kur.

Aşık olmadan sevişme!
Hayır zor değil; gerçekten aşık olmuşsan zaten aşık olmadan sevişmektense asılmayı tercih edeceksin. Gör bak!

Rol yapma; dürüst oyna, dürüst ol, dürüst yaşa.
Sahtekar olma, kimseyi kandırma; bütün sevgileri kaçırırsın.
Hiç bir menfaat ve çıkar için 'bana dokunmayan yılan'cılık yapma.
Başkalarını kırmamak için değerlerinden ödün verme!

Yapmacık davranma yani... yalaka da olma.

Tehdit etme, kimseye hırsın yüzünden eziyet edip saldırma, koşul sunma.

O titizliği biraz bırak; bırak kirlensin ayakların, bırak dağılsın evin, bırak ütüsüz olsun gömleğin. Kendini hayatın akışına bırak; kasma.
An'ı yaşa ve rahat ol, kendin ol; kendin gibi ol!

Çok oku ama düzgün şeyleri, güzel şeyleri oku. Sana bir şey katsın okudukların. Duyduğun ve okuduğun her şeye de iyice araştırmadan tek elden körü körüne inanma. Her şeyi tartışmaya açık olabilecek kadar güven benliğine!

Bahanesiz ol. Açıkça söyle fikirlerini de, o an canının istemediğini de herhangi bir şeyi...

Özür dilemeyi bil ve dilenen her özrü de kabul et. O özür sonrasında kişiyi koyacağın yer farklı olabilir yapılan özre göre ama sen yine de her özrü kabul edebilecek kadar barışık ol hayatla.

Yaptığın hatayı anladığın anda telafi etmeyi de bil. Elinden gelenin de fazlasını yap!

Gösteriş yapma, KİM NE DER diye yaşama; seni sen olduğun için seven zaten daima sevecek; seni sevmek istemeyen de ne yaparsan yap sevmeyecektir. 'Beni aramadı', 'pijamayla dışarı çıkmış' gibi salak bahanelerle sevmeyecekse seni biri, boşver sevmesin ya, o kadar yalnız değilsin ya? Yalnızsan da yaz bana, emin ol o sahte çevrenden daha iyi gelirim sana.

Makyaja bulanma; fönsüz, makyajsız, pijamayla, çıplak ayakla dışarı çıkabilecek kadar saygı duy kendine. Sev kendini.

Yüzüne de söyleyemeyeceğin bir şeyi kimsenin arkasından konuşma.

Hayatta bazı şeyler ağır basmalı. Sonradan pişman olmamak için kendine bir terazi yap ama istemediğin şeyi ASLA yapma. İstediğin şey içinse kendi erdem onur ve ahlak sınırlarını çiğnemeden elinden geleni yap. Karşılık almadığındaysa, gerçekten yapılabilecek her şeyi yaptığını düşünüyorsan vazgeçmesini bil. Acılarından da ders al, enayi gibi tekrar edip durma!

Vicdanın gerçek olsun, vicdanını ASLA kandırma. Kendinden nefret edersin yoksa ve istersen dünyanın maddi zengini ol, kimseye bir faydan dokunmaz.

Yaşadığın her olumsuzlukta ÖNCE AYNAYA; KENDİNE BAK! Kendini sorgula

ve en önemlisi:
KENDİNE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİNİ BAŞKASINA YAPMA. Baktın sana yapıyorlar, belki de onlar kendilerine yapılmasından hoşlanıyorlardır, o zaman sen de onlara yapıp dene! Emin ol hoşlarına gitmeyecek :)

Bunları yapabildikten sonra, en kolay ve en keyifli şey erdemli yaşamak!


foto: ŞeB

SEYAHAT: Erdek

ERDEK



ERDEK NEREDE
Erdek, Marmara Bölgesi’nde, Kapıdağ Yarımada’sında, Bandırmaya 20km. mesafede bulunan, küçük, tatlı bir beldedir. 1970’lerde, aynı günümüz Bodrum’u, Çeşme’si gibi çok popüler olan bu belde, zamanla popülerliğini yitirmiş olsa da, denizi hala temiz, arkadaşlıkları, 1970’lerde kurulmaya başlayan küçük yazlık siteler sayesinde, nesilden nesle süren, güzel koylar ve lezzetli yiyecekler barındıran şirin bir beldedir.


ERDEK’E ULAŞIM
İstanbul’dan 2,5 saat süren İDO feribotları bulunmaktadır.
Bunun dışında, araç veya otobüs ile 373km;
Ankara’dan araba veya otobüs ile 500km;
İzmir’den araba veya otobüs ile 395km;
Bursa’dan araba veya otobüs ile 128km;
Balıkesir’den araba veya otobüs ile 119km


ERDEK’E NE ZAMAN GİDİLMELİ
Erdek’te sezon, Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Yine de, Bursa, İstanbul, Balıkesir gibi şehirlere yakın olmasından dolayı, yılın her ayı, özellikle hafta sonları temiz hava almak, yürüyüş yapmak, kafa dinlemek veya dostlarla kumda vakit geçirmek için tercih edilen bir kasabadır. Kış aylarında, havanın mevsim normallerine göre nispeten sıcak olduğu günlerde (ki bu günlere kış sezonu içerisinde çok rastlanır) sahilde ateş yakan arkadaş guruplarını, mangal yapan aileleri görmeniz de mümkündür.


ERDEK HAVA DURUMU
Ege ve Akdeniz kıyılarına oranla, görece serin olan Erdek, ılıman iklimlidir. Yaz sezonunda, en yüksek 30, en düşük 18 dereceyi geçmez. Yaz sezonunda Erdek’e tatile gidecekseniz yanınıza, bazı serin geceler için, polar, eşofman ve çorap da almalısınız.
Erdek’e girdiğinizde, karşınıza aşağıdaki seçenek tabelası çıkar. Mecburi istikametten sonra, eğer Kapıdağ Yarımadasının Erdek’e bağlı köylerine gitmek; Ocaklar, Doğanlar, İlhanlar ve Turanköy köylerini ve koylarını gezmek isterseniz sağa döner; sitelere gitmek isterseniz düz devam edersiniz. Biz şimdilik Erdek’in köylerine geçmeden, düz devam ediyoruz.


Düz devam ettiğimiz yolun sol paraleli, trafiğe kapalı yol üzerinden, denize sıfır; hem sahilden, hem yoldan girişi olan sitelerden, otellerden ve turistik mekanlardan oluşuyor. Yolun sonuna Cuğra; Erdek şehir merkezi uzantısına ise Kanova deniyor.

ERDEK’TE NERDE KALMALI?
Kanova-Cuğra arasındaki Erdek Sahil Yolu olarak bilinen yürüş yolu boyunca, günlük 50 ila 150TL arası değişen çeşitli otel veya pansiyonda bulmanız mümkündür. Herkesin bütçesine göre mutlaka bir Erdek Oteli veya Erdek Pansiyonu bulunabilir. Bir ay veya daha uzun süreli konaklamalar için kesinlikle sitelerden yazlık kiralamanızı öneririm. Çünkü Erdek’in en güzel yanı sitelerdeki muhabbetler ve sosyalliktir.


ERDEK’TE YAPILACAK ŞEYLER
Ø Erdek’in her yaş ve kesim için en güzel yanı Cuğra koyunun en sonundan, şehir merkezine kadar süren 5 km’lik, trafiğe kapalı, sadece bisiklet ve yayaya açık olan bir sahil yolu bulundurmasıdır. Günün 24 saati, koşan, yürüyen, bisiklete binen mutlu insanlar görürsünüz bu yolda ve tabi şehir merkezine ulaşımı, arka yoldan araç ile değil de temiz hava ve manzara eşliğinde gerçekleştirmek isteyen güzel insanları…

Ø Yapılacak en güzel şey, yıllardır nesilden nesle buraya gelen insanlarla kumda güneş batana kadar sohbet etmek, okey-iskambil oynamak ve her yeri kum olan yumuşak denize girmektir aslında.


Ø Erdek’te gezilecek yerlerden biri de, Kapıdağ Yarımadası koylarıdır. Araba veya Erdek Gar’dan kalkan dolmuşlarla köylerin koylarını gezebilirsiniz. Dilerseniz bu gezileri Erdek Tekne Turu alarak da yapabilirsiniz. Marmara’da bu kadar güzel koyların ve rengarenk denizin varlığına şaşıracaksınız.

Ø Erdek’te gezilecek bir tepe olarak, Kanova’nın sonunda Dilek Tepesi denilen; rivayete göre Kurtuluş Savaşı sırasında, burada bayrağımızı dikerek can verdiği söylenen Seyit Gazi’nin türbesi bulunmaktadır. Tepeye çıkarken de, inerken de olağanüstü bir manzara ve bol yeşillik eşlik eder size. Buradan dilek dileyerek taş alınır ve dilek gerçekleştiğinde taşlar tekrar Seyit Gazi’ye iade edilir.

Ø Erdek’te Tekne Turu aracılığıyla Kapıdağ Yarımadası’nın Erdek köylerinin yanı sıra, Avşa ve Marmara adalarını da gezebilirsiniz. Erdek Tekne Turu için, Liman’daki teknelerden herhangi biri ile görüşmeniz yeterlidir.



ERDEK’TE ALIŞVERİŞ
Erdek Şehir Merkezi’nde, aradığınız her çeşit şeyi bulabileceğiniz türlü dükkanların yanı sıra, Cumartesi ve Pazartesi günleri, şehir içinde Erdek Pazarı kurulur. Bu pazarda, bahçelerden gelen tazecik ve organik meyve sebze bulabilir, köy yapımı bal, peynir, tarhana, baharat alabilir, ucuza ev eşyaları, mefruşat ve oyuncaklar bulabilir, hatta Bursa’ya yakınlığından dolayı, magazin dergisinden fırlamış gibi görünen ve bir o kadar da ucuz olan kıyafetler görebilirsiniz.

ERDEK’TE YEME-İÇME
ERDEK’TE NE YENİR, NE İÇİLİR
Nüfusun neredeyse yarısı Girit göçmenlerinden oluştuğundan, Erdek mutfağına da etki etmiştir. Yani, Erdek’te yiyeceğiniz her şey lezzetlidir. Tatmadan dönmemeniz gereken başlıca Erdek yemekleri bulabileceğiniz lezzet noktaları:
Ø  ÖGS:  (0266 845 6493),  Erdek Merkez
Burası, ayak üstü bir tostçudur aslında. Rıfkı, Haşmet, Sandal gibi değişik isimlerde farklı içerikli tostlar bulunur ve bu tostlar öyle lezzetlidir ki, sabah 8’den gece 1:30’a kadar açıktır bu mekan. Erdek’e gelmişseniz, tatmadan gitmek olmaz.

Ø ULUDAĞ PİDECİSİ (0266 835 2210), Erdek Merkez
Erdek’in en eski pidecisidir ve hala çok lezzetlidir.

Ø DENİZ İSKENDER (0266 835 2973), Erdek Merkez
Bursa’nın meşhur İskendercisi ile kapışabilecek lezzettedir.

Ø ÖZLEM MANTI (0266 835 0987), Sahil Yolu
Adı üstünde, mantının hası burada yenir. Bunun yanı sıra, ev yemekleri, baklavası, çiğ böreği, enginarı ve turşusu şahanedir.

    Yukarıda bahsettiğim Erdek restoranları, rezervasyon almayan, alkolsüz, ye-kalk usulü yerlerdir. ‘Ben bir akşamımı manzara, kaliteli yemek ve içki eşliğinde geçirmek isterim’ derseniz:

Ø PRESTİJ (0532 496 7123), Erdek Merkez, Denizin Üstü
Evet, bu restoran, aslında denizin üstünde bulunan 2 katlı büyük bir teknedir. Burada balık ve meze tüketilir, başlıca fiyatlar girişte yazdığından dolayı, her kesenin seçebileceği bir menü mutlaka bulunur.

Ø ASPAVA, Liman Karşısı
Bilinen dürümcünün aksine, Ankara’nın Kıtır’ını andıran, kahvaltı dahil çok çeşitli yiyecek ve içki seçenekleri bulunan sevimli bir Erdek restoranı.


Ø ADONİS (0535 478 66 55), Cuğra Koyu
Denize sıfır, kumlar üzerinde, salaş bir restoran. Gündüzleri, denize girip, bira-patates yapabilir, akşamları ise güneş batırırken harika mezelerle içkinizi yudumlayabileceğiniz, taze balığınızı yiyebileceğiniz bir Erdek restoranı. Üstelik, müzik seçimi de şahane!

Bu lezzetli Erdek Restoranları’nda aldığınız tüm kalorileri, gün boyu, çakıl ve taş içermeyen Erdek Denizi’nde yüzerek veya Erdek Sahil Yolu’nda yapacağınız koşu, bisiklet veya yürüyüşle verebilirsiniz. J




ERDEK’TE GECE HAYATI
Erdek’te sahil yolu boyu bulunan ve fiyat tabelaları girişinde yazan, müzik tercihinize göre seçebileceğiniz çeşitli pub ve canlı müzik yapan barlar vardır. Bu barlar, birkaç senede bir müşteri talep ve potansiyeline göre formatlanır. Bu sebeple, yürüyüş yolu boyu, aradığınız tarzı bulabileceğiniz bir Erdek Gece Hayatı mekanı görmeniz çok olasıdır.
Ama geceyi hafif bir menü ve oyun oynayarak veya maç izleyerek veya geyik yaparak geçirmek isterim derseniz, size tek önerim Cuğra Siteler’de bulunan Atlantis Bilardo’dur.

Gün boyu denize nazır okey oynamak, gazete/kitap okumak, dedikodu yapmak isterseniz de Erdek’in vazgeçilmezi, liman yanında bulunan çay bahçeleridir. 

BONUS: Çay bahçelerinin manzarası:




GÜNCE: Eğitim Sistemi ve Öğretmenler (Ocak 2017)

Hayatımın bir döneminde, Urla Çok Programlı Meslek Lisesi'nde İngilizce Öğretmenliği yapmıştım.
Dönem sonu, 9-10-11 ve 12. sınıflara anket yaptım. Sorduğum soruların bir kısmı kendi yeterliliğimi ölçmeye, bir kısmıysa öğretmenlerin öğrencilere ne kadar faydalı olduğuna yönelikti.

Urla'nın en kötü lisesi olarak bilinen bu okul öğrencileri, beni çok olumlu yönde hayrete düşürdü ve gururlandırdı.

Lütfen, her çocuğun anlama biçiminin ve dikkatinin farklı olduğunu unutmayalım ve lütfen onların heveslerini kırmayalım ve onları aşağılamayalım.

İşte anket soru ve sonuçları:


TAVSİYE: Evlenecekler için Notlar (Aralık 2011)

(Boşanmak için evlendiğini iddia eden, karısını sevmeyen ve kişisel menfaat yüzünden evlenen birisiyle tanışmıştım. Aşağıda okuyacaklarınız tabi ki böyle şeref yoksunu sahtekar insanlar için geçerli değil.) 

Son hazırlıklar:
-Saç modelini ve makyajını dene
-Gelin çiçeğini hazırlat- siparişini ver
-Ayakkabılarınızı aldıysanız her akşam 2 saat yürümeye başlayın (halının üzerinde)
-Giriş müziğini hazırlayın
-Dans edcekseniz provasını yapın
-Evinize yerleşin, önemli eksikleri tamamlayın
-Fotoğrafçı ayarladıysanız onu teyit edin
-Düğünde araba süsleyecekseniz nasıl süsleneceğine karar verin
-Arabayı kim kullanacaksa detayları konuşun (arabayı o süsleyecek, gelin çiçeğini o alacak vb)
-Düğün günü size yardımcı olacak kişilerle konuşun, plan yapın
-1 gün önce telefonlarınızı kapatın sessiz ve sakin bir gece geçirin
-Sabah uzun ılık bi banyo yapın
-Cok güzel bir kahvaltı yapın, sonra telaştan birşey yiyemeyeceksiniz
-Küçük aksilikler olabilir, görmezden gelin ve özel gününüzü bozmasına izin vermeyin!
-Herkesin huzuruna çıkmadan önce mutlaka en az iki-en çok 5 kadeh için!
-O uzun yolda dik durun, dik yürüyün ve gülümseyin!
********************************************
Amaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
********************************************
‘Evet’ dedikten sonrası asıl önemli olan kısım aslında...

Evlilikte elbette üzüntüler, tartışmalar olacak, bazen o sıkı ‘örgü’ incelecek, ama önemli olan ilmekleri doğru atabilmek!

Mutlu ve sağlıklı bir birliktelik için de bence sadece 3 basit kural var aslında:

1)    Karşınızdakini olduğu gibi kabul edin, değiştirmeye çalışmayın!
2)    Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi karşınızdakine yapmayın
3)    Olumsuz hiçbirşeyi ailenize/eşinize yansıtmayın
Bu 3. maddeyi açmak isterim: olumsuz herşeyi tabi ki eşinizle paylaşmalısınız, artık siz bir ailesiniz! ama bu güvenle eşinizin size söyleyebileceği kendi ailenizdeki olumsuz şeyleri kendi ailenize; ailenizin size söyleyebileceği eşinizle ilgili olumsuz şeyleri de eşinize yansıtmamalısınız... laf getirip götürmemeli ve söylenenlerden gaza gelip etkilenmemelisiniz! ha, ama tüm olumlu demeçleri aktarmanın hatta abartarak söylemenin de çok yapıcı olacağını unutmayın :)

En ufak bir tartışmada bu 3 maddeye geri dönüp gözden geçirirseniz, aslında herşeyin bundan ibaret olduğunu anlayacaksınız.

Eğer küçük detaylara takılırsanız çorapları kirliye atmaması da batar, çantasını psp’nizin yanına koyması da... Önemli olan yatağın yanından kirliye atılması gereken çorapları ve atletleri gülümseyerek toplayabilmektir aslında... çünkü onun hayatta olması, sizin hayatınızda olması çok daha önemlidir çoraplardan... veya unutkanlığına kızmak yerine daha fazla hatırlatabilmektir alışveriş listesindeki maddeleri... hiçbiri gerçek sorun değil inanın!  Bütüne odaklanın!

- Kendinizi, (kendinize ait olan değerleri, arkadaşları, ailenizi) eşinizden (ve eşinizin değerlerinden, arkadaşlarından, ailesinden) üstün görmezseniz,
- Her zaman empati yapmayı alışkanlık haline getirip hatalı olduğunuzu anlar anlamaz ne şartta ve ne şekilde olursa olsun özür dileyebilirseniz,
- En kızgın olduğunuz anlarda bile sevginizin üstünlüğünü hatırlayıp sevişmeyi veya kavganın sonunun gelmeyeceğini farkedip kahkahalarla gülmeyi başarabilirseniz ilk iki yılı rahat atlatabilirsiniz demektir.
En fırtınalı geçecek o ilk iki yılı atlatırsanız %60 boşanmazsınız zaten :)

Yukarıdaki 3 maddeyi de hayatınıza uygulamayı başarabilirseniz, aşkınız sevgiyle ve güvenle sürdüğü sürece asla ayrılmaz ve birlikte çok mutlu olursunuz!

Hadi bakalım, hayatınızın yeni bölümünde başarılar!

foto: Yenikent Yolu, Urla - ŞeB


GÜNCE: Bakıyorum da sistem yine içimi şişirmiş (Şubat 2013)

Düşünüyorum da hakikaten diken üstünde yaşıyoruz... hepimiz köleyiz aslında... sistemin kölesi. bir insana sahip olmaktansa bir eşyaya sahip olmak daha önemli birçoğumuz için. Herşey para olmuş ve bu uğurda kişiliğinden fikirlerinden tut da cinselliğine kadar ödün vermeyen insan sayısı toplasan elin parmaklarını geçmez ve sanırım herşeyin nasıl fiyatı varsa, herkesin de bir fiyatı var artık. Çevremde de çokça tanık oldum buna.

Teknolojiye, sisteme o kadar köle olmuşuz ki elektrik kesildiğinde mum yakmayı akıl edemesek de, muhabbet edeceğimiz, takılacağımız kişinin nerede çalıştığı, az çok ne kadar kazandığı konularını araştırmakta hiç çekimser değiliz. Biz dediğim, insanlar adına; yoksa asla bu insanlardan olmadım, olmam da... 

İnsanları yönetmek ve yönlendirmek ne kadar kolay. Beynini yıka, ver magazini, ver dini, ver futbolu, ver eğlenceyi, arada korkut, itaat ettirt. Bir de araştırmayı, her şeyi sorgulamayı yasakla ki iyice uyuşsunlar, tek dertleri para olsun tamam işte, al sana binlerce köle! Sisteme karşı gelen, laf eden, diğerlerini uyarmaya çalışan bi akıllı çıkarsa at içeri, birkaç yafta yapıştır... en kötü dna sını ele geçirip onu öldürecek bir yemek yap! Onun bile sektörü var. 

Kafasız tavukları yarat, beyaz et sağlıklı et diye sat. Çocuklara bile utanmadan kanserojen, katkı maddeli yiyecekler sat.. reklam sektörüyle süsle gözlerini boya para harcat onlara; yesinler ki sağlıkları bozulsun! Çünkü o da bir sektör! 

Ot, kenevir yetiştirmek yasak, ama otla yapılan ilaçlar yasak değil; para ile alabilirsin! Sen ne kadar hasta olursan zenginler o kadar para kazanır.  Belki de o yüzdendir ki yan etkisi olmayan ilaç yok! Bir yerin düzelirken başka yerin cortlasın ki hep ceplerini doldur efendilerinin! 

Zaten sigortaya verecek paran yoksa öl, paran varsa da ölüyorsun aslında. Bu bir uçakta first class uçan adamla economy uçan adamın farkı gibi... uçak düşünce ikisi de ölüyor... oysa burda insanlar bir kağıt parçası için birbirlerine giriyorlar!!

En zenginler en cimriler olurlar bir de... paylaşmayan, hayattaki en değer verdikleri kişiler için bile işin en ucuzunun da ucuzuna kaçan... saygısız, samimiyetsiz...

Neyse, çok konuştum yine... ne demiştik, ‘hayat sıkıcı ve tehlikeli değil; sen fakirsin!’
Ali Ağaoğlu kişisinin türkiyedeki en seksi adam olduğu bir sistemde, bu gerçekten çok eğlenceli bir cümle.

Gülüp geçiyoruz haliyle; çözüm var mı? Yok.

Yaz, yaz rahatla aq/sd!


foto: Karahindiba, Ankara - ŞeB



TAVSİYE: sevgi üzerine iki gerçek (Şubat 2012)

1) 

Karşılıksız sevgi gibi safsatalarla kendinizi üzmemelisiniz, çünkü emin olun sizi sevmeyen birini bir yerden sonra siz de sevmemeye başlıyorsunuz. Yeter ki sevilmediğinizi idrak edebilecek ego törpüsüne gelin.
O yüzden unutamıyorum falan diye umutsuzluğa kapılmaya gerek yok.

2) 

'Seni seviyorum' demek hiç de zor değil; iki üç kelimeyi bir araya getirip güzel cümleler yazmak da kolay... 
Ha, bunu bile söyleyemeyen zavallı insanlar var o ayrı ama gerçekte önemli olan sevdiğin insan için bir şeyler yapabilmek, onu merak etmek, onu özlemek, aklının onda olması, ona değer vermek... 
En kötü 'bir ihtiyacın var mı' diye sormak... 
Gerçek sevgi varsa bu otomatikman oluveriyor zaten; hırslanmadan, dürüst severek, sahtekarlık yapmayarak, kendin olarak onun için bir şeyler yapıyorsun zaten sevgi gerçekse.

Emek vermedikten sonra kimse çok seviyorum, çok değer veriyorum, o benim canım vb.. dememeli; aşk da sevgi de sözle değil eylemle olur çünkü; gülünç duruma düşerler.


foto: Urla, İzmir - ŞeB

TAVSİYE: Kompleksli insanlara göre değil çünkü AŞK (Mart 2013)

Bir insan düşün seni sevdiğini (bir arkadaş) veya sana aşık olduğunu (sevgili, flörtöz, eş vb) söylüyor...

Zekana hayran mesela ama aynı zamanda zeki olduğun için senden nefret ediyor.
Ona ilk yaklaşımının bile unsuru olan olumluluğun ve dışa dönüklüğün onu acayip etkilyor aslında ama aynı zamanda seni sürekli bozmaya çalışmayı kendine görev edinmiş; seni hazmedemiyor.
Düşündün mü???

Mesela pratikliğine, esprilerine bayılıyor ama bunları kimse bilsin istemiyor, öyle güvensiz ki sadece kendine istiyor...
Hoş/şık göründüğünde sana daha iyi davranıyor ama aslında hep vasat görünmeni istiyor.
Sana güvenmek istiyor ama seni değiştirdikçe o kendine güvenemiyor.
Düşündün mü???

Mesela senin cesaretini gözüpekliğini belki de kendinde zerresi olmadığından kıskanıyor, aşağılamaya çalışıyor seni ve aslında kendi korkaklığını...
Sen 'bana uzak da olsa yaşasın, iyi olsun' isterken o senin yüzüne bile 'keşke ölsen' diyebiliyor.
O aslında seni sevmek değil, seni sen yapan her şeyi; yani sen'i yok etmek istiyor!
Düşündün mü böyle birini?

Kendince sana deli gibi, öldüresiye aşık olan ama gerçekte;
En başta kendini sevmeyi öğrenebilmek için seni yenmeye çalışan böyle birini?
Kendine güvenemeyen, kendinden emin olamayan, tutarsız birini?
Düşünün mü???

Böyle biri/birileri var mı çevrende?
Var mı gerçekten?
Gerçekten mi?
La mal!
Ne okuyon hala?
Koşarak kaç onun yanından!


foto: Seyitgazi, Erdek - ŞeB

TAVSİYE: aşk ve ego hakkında küçük ve samimi bir hatırlatma (Nisan 2014)

Hani bir şeyi çok istersin de olmaz ya.. 
Birini çok istersin de gelmez mesela... 
Her işte bir hayır vardır der yoluna devam edersin ya... 
La manyak mısınız yok öyle bir şey! 

Sen elinden geleni yapmış ve yine de o şeye ulaşamamışsan senden daha iyi birileri vardır.
Dötünü yırtmış yine de o kişiye sahip olamamışsan seni istemiyordur! 
Yıkılmamak için aptal ego türevi bahaneler bulmayı bırak! 
Kendini sevme demiyorum sadece kendinle dalga geçebilmeyi bil! 
Barışık ol la kendinle;
Boşver, önüne bak!



foto: ŞeB

GÜNCE: kafamda deli sorular (Mart 2013)

Mutsuzlar hep mutsuz insan istiyor cevresinde şişkolar hep şişko insan istiyor yuzeyseller hep yüzeysel, kitap okumayanlar da okumayan insanları tercih ediyor müslümanlar müslüman, hristiyanlar hristiyan, yobazlar yobaz, cahiller cahil insan istiyorlar... 
Bense çevremde ve yaşadığım yerde benim gibi olan degil de beni geliştirecek insan istiyorum; yeniliklere açık, farklı kültür ve fikirlerden korkmayan, sorgulayan, tartışan insanlar...
En güzeli de bu değil mi zaten?
Gelişim için, farklı bir fikir, bir kültür, bir düşünce öğrenmek için neden bu kadar korkuyor insanlar, Neden bu kadar kapalı?
Neden kendilerinden daha iyi olanlardan öğrenmek yerine yok etme heveslisi? 
Neden yapıcı olmak yerine yıkıcı?
Neden saldırgan?
Neden bu kadar sahtekar?
Neden bu kadar bokunu çıkarırcasına yalancı?
Neden?
Faydası ne bunun?



foto: ŞeB

GÜNCE: Cehennem (Aralık 2016)

Zoo dizisinde dikkatimi çeken ilk söz: ‘yasal olması yaptığının doğru olduğu anlamına gelmez’. Ne kadar da yerinde bir söz. Kandırma çağındayız ne de olsa... Aslında sosyal medyayla kandırıkçılığın azalması gerekirken, toplum mu bokunu çıkardı, erdemlerini mi yitirdi insanlar yoksa bu nesle doğuştan onur ve erdem mi gelmedi, herkes geçim titr ve para derdine mi düştü anlamadım ki... Şöyle bir düşündüm... alem bu sefer harbi göt olmuş.
En basiti, ikili yani özel ilişkiler... erkekler ‘seni seviyorum’, ‘seni aldatmadım’ diye kandırıyor, kadınlar ‘ilk aşkım/kürtajım/seviştiğim sensin’ diye.
İş yerinde ne kadar ikili oynar ve sahtekar davranırsan o kadar pirim yapıyorsun mesela genellikle. Bir de üstüne öz Türkçe kelimeler yerine bir iki arapça kelime kullansan hatta sağdan soldan duyduğun güzel cümleleri zırvalayıp harmanlasan ooh, senden güzel iş bağlayanı yok. Şaka gibi...
Herkesin, iş olsun, ilişki olsun, arkadaşlık olsun her türlü yakalanmaya bir açıklaması var ki o açıklama da ayrı bir yalan ve akabindeki bir iki yerlere düşürülmüş kitap sözü uyarlamasıyla yapılıyor. İnsanlık o kadar aciz hale gelmiş ki, buna inanmak; inanmadığınızda olabilecekleri şöyle bir düşündüğünüzde, daha kolay geliyor. Oysa zor olanı başarabilmek önemli olan... Bu şekilde büsbütün bir hayatı yaşayıp ölüp gidiyor insanlar.
Üzülerek tanıklık ettiğim bazı arkadaşlıklar da öyle; hatta dost zannediyorlar birbirlerini. Arkalarından atıp tutmadıkları yok, yüz yüze gelince ‘vay kanka’ olunuyor veya bu dostluk bozulduğunda yine bir günah keçisi bulunuveriyor, ‘oooh benden gitti, sahte hayata devam’... Ne zaman bu kadar aciz, ne zaman bu kadar erdemsiz ve zavallı oldunuz la siz? Buna güzel yaşamak diyorsanız bilemem zira benim için zombisiniz; yaşamak bile değil yaptığınız; kendinizi kandırmak ve kendinize acımak sadece...
Samimiyet, yapmacıksızlık, sahtekarsızlık, vicdan, özür ve ne yazık ki gerçek sevgiyi, gerçek aşkı bilmeden yani gelişmeden, aydınlanmadan ve hep kendinden kaçarak yaşamak bana aşırı saçma geliyor; ne bokuma yaşıyonuz ki la o zaman? Siz bildiğiniz, kendinizi kandırıyorsunuz ve başta kendinize saygınız yok. Kime saygı gösterebilirsiniz? Siz kendinize yaptığınız sürece, kendinize yapılmasını istemediğinizi nasıl başkalarına da yapmayabileceksiniz? Asıl o taa içinizde, o en derininizde deliler gibi korktuğunuz o şey ne? Yüzleşsenize kendinizle?
Samimiyetsizlik ve yalan yüzeysel, boş yaşayan plastik insanları olduğu gibi sistemi en çok besleyen iki değer. Sistem de buna ön ayak oluyor. Bir ürün almadan önce internetten forum ve yorum okuyorsun ya mesela; orada yazanların çoğu gerçek değil; onları yazması için şirketler insanlara para veriyor. Para dediğim de aşırı küçük miktarlar. Düşün ki insan ne kadar aciz de bir yalanı yazmak için 0.2 kuruşa tenezzül ediyor.
Medyaya hiç girmiyorum bile...
Sistemin podyumunda oynamayı sürdürerek, rol yaparak, terazisiz yaşayıp hiç kimseleri kırmamaya çalışarak, bir Godot’yu bekleyerek veya uyum sağlayarak sadece kendinize zarar veriyorsunuz, farkında mısınız?
En ağzı yüzü kaymadan yalan söyleyenin her dalda prim yaptığı, en güzel kelime derlemesini alıntılayıp kendine uyarlayana inanılıp etki altında kalındığı, en sahtekarın şirketteki yerini garantilediği, en yalancının haberlerine inanıldığı, en başarısız ürünün yalanlarla pazarlandığı, en sorunlu kişinin yalanlarına inanıldığı, en yavşağın aynaya bakmaya tenezzül etmediği ve dolayısıyla sahip olduğumuz her GERÇEK değerin kıymetini bilmemiz gereken bir dönemdeyiz.
Cehennem varsa eğer, tam olarak böyle bir şeydir herhalde...

GÜNCE: Hayretle susuyorum (Ekim 2013)


İnsanlar hiç de ihtiyaçları olmayan üç kuruş için
Yalanlar söyleyip,
Hak yeyip,
Çevresini kandırıp,
Vicdanları sızlamadan rahatlıkla uyuyabiliyorlar ya;
Bir de utanmadan tanrılarına istedikleri şeyler için dua edebiliyorlar ya yüzsüzce..
Tanrılarını kandırırlarmışcasına..
Yüzsüzce..

hayretle susuyorum!!

foto: '-ve sen kendin olmaya devam et ŞeB!' - Zeynep Gözüm


GÜNCE: Objektif bir Dünya Sistemi eleştirisi (Mayıs 2012)

35 yaşımı yarılamışken, sorgulamakla, sürekli düşünmekle ve ne yazık ki tecrübeyle kesin olarak şu hayatta emin olduğum tek şey: kişinin kendisi yanlışını görüp de değişmeyi istemediği sürece, ne yaparsan yap, değişmez. Bu arkadaşlıkta da böyle, aşkta da, insan ilişkilerinde de... o yüzden şu saatten sonra aman yobazlara anlatalım, aman aydınlatalım falan sevgi pıtırcığı/çiçek/böcek modunda saçmalamayın, gerçekçi olun. anlayan zaten anlardı şu vakte kadar.. değişecek olan değişirdi zaten..
iyi eğitim almış, çok sayıda kitap okumuş, tez/antitez araştırmış, yanlı/yansız düşünmüş bi insan bile misal; tanrının olmadığını farkettiğinde birkaç ay da olsa bunca yıllık kandırılmışlığından dolayı saçmalayıp bunalıma girebiliyorsa, bi de iyi eğitim almamış, yobaz veya cahili düşünün... dünyası yıkılır lan! senin anlattıkların doğru ve akla yatkın bile olsa, o kendine kendince bahaneler yaratacaktır inanmamak için çünkü korkuyla başa çıkmak zordur, doğumundan beri inandığı değerlerin yanlış olduğunu sindirebilmek her baba yiğidin harcı değildir.
sistem ki herşeyi maddiyat, herşeyi daha çok para biriktirmek, daha iyi araba almak, daha çok, daha iyi ev almak, daha pahalı otele gitmek gibi empoze etmiş insanlara... o zaman mutlu olabileceklermiş gibi... yazık...
kardeşlerin para yüzünden birbirine girdiği, sevgililerin/yüzyıllık aşıkların paylaşmaktan çekinip çirkince para hesabı yaptıkları, insanların eşlerini mesleklerine/kazançlarına göre seçtikleri zavallı bi dünya..
kime ne anlatacaksın? kimi nasıl aydınlatacaksın ya? mantıklı ol biraz! düşük IQ anlamaz, zalim anlamaz, yobaz anlamaz, cahil anlamaz, onursuz anlamaz, paragöz anlamaz, bencil anlamaz. senin yazdığın graffitiyi, yaptığın espriyi, sorduğun soruyu bile basmayan bi kafaya düşünceyi, sorgulamayı, insanlığı, erdemleri nasıl anlatabilirsin? vazgeç!
yaptığını yapmaya devam et! umudunu yitirme! sadece anlaşılmaya çalışmaktan; boşa vakit kaybetmekten ve enerjini boş yere harcamaktan vazgeç!




Foto: Guernica - Picasso

GÜNCE: İlk -ve umarım son- depresyonumdur (Ağustos 2016)

Biri erkek biri dişi, iki kişiyi affetmek istiyorum. M ve F diyelim bu insancıklara.
Artık her gün onlara ah etmemek, bana yaptıklarını geride bırakmak istiyorum. Bu yüzden, hatayı kendimde arayıp, ikisinin de toyluklarına, tecrübesizliklerine, yaşlarına vermek istiyorum bana yaptıklarını ama olmuyor.
Empati yapmak kendi yerine koymak değil aslında;
çünkü ben M olsam, çıkarıma göre insanlara rol yapıp arkalarından iş çevirmem. Çıkar için sevmediğim biriyle olmam, mecburiyetten bir şey yapmam, yapamam. Mecburiyetten yaptığım tek şey kankamın sevmediğim erkek arkadaşına evimde kahve yapıp götürmek olmuştu ki orda bile mutfakta, tuvalette sinir yapıp, ağlayıp terazi yapıyordum: Bu adam benim tekrar göreceğim biri değil, kankam mutlu ve önemli olan kankamın mutluluğu diye... Şahsi çıkarımı hiç ön planda tutmadım. Değer verdiklerim için de ne söylenenlere inandım ne değerlerim için ödün verdim. O yüzden kendi yerime koyamıyorum bu kişiyi.
çünkü ben F olsam, ofiste barınmamı, sevilmemi sağlamış, maddi manevi her türlü desteği esirgememiş, bana güvenmiş bir insanı hiçbir şey için satmam. Haydi toy diyelim hem M hem F. çıkar için herkese ayrı yalan, ayrı çevirtme... okey de, tutup kocana gayet iyi niyetle yazdığım maili neden kalkıp servis edersin? Zamanında M demişti bana ‘F o maili gider müdüre servis eder’ diye... ‘yok’ demiştim; ‘o kadar onursuz olamaz’. Al birini, vur ötekine aslında...
Hayatlarında, kendilerine bile saygıları olmayan, kendilerini bile kandıran bu insanları kendi yerime koymam mümkün değil. O yüzden gerçek empatiyi deniyorum: Onlar gibi düşünmek:
M: Hayatında hiç oturup uzun uzadıya düşünmemiş, hiç gerçek acı çekip düşmemiş, laga luga, yüzeysel, maç, moda-avm/alışveriş ve geyik dışında , konuşup paylaşabildiği her şey kişisine göre değişen sahte bir insan. Hayatta hiç gerçek dostluk kuramamış ki kendi yaptıklarını irdelemektense kankasıyla arasını açtığıma inanması daha kolay gelmiş, marketteki kasiyerle bile flörtleşmeye çalışan, (herkese her fırsatta anlattığı üzere;) defalarca aldattığı, güzel bulmadığını, beğenmediğini, anlaşamadığını ve sevmediğini her fırsatta söylediği kişiyle bazı çıkarları sebebiyle ve daha kolayı bu olduğu için ciddileşmiş, yakında bu ilişkiden çok büyük ihtimalle ve çok çok yazık ki çocuk yapacak, tipik üniversiteli ama boş sistem adamı; çevresindeki kişiler, işi veya insanlığıyla ilgili en ufak eleştiri alsa, oturup düşünmek yerine, eleştirenlere bambaşka konular bulup saldıran, kendini sorgulamaktansa başkalarını suçlamayı daha kolay bulan, arkasından küfürler savurduğu insanlara bile kanka muhabbeti çekebilen, mecburiyetten ve daha kolay olduğunu düşündüğünden kendi güzel ailesine bile sahtekarlık yapan bir insan... Elbette ki oyunları bozan, gerçekten sevgi dolu, onurlu ve samimi biri çıkınca karşısına, tabi ki alt etmeye çalışacak onu. Tabi ki kendi yaptıklarını veya işittiği iki cümleyi sorgulamaktansa koşulsuzca inanıp, 65 adet hakaret sıralayıverecek. Çünkü onun gibi sahte hayat süren bir insan için böylesi daha kolay.
F: Ailesi benim gibi kopuk, gerçekten sevdiği insanla evlenmeye çalışan, sevgilisi işsiz olduğundan durumları iyi olmayan bir kızcağız. Tabi ki, tek geçim kaynakları olan maaşını kaybetmemek için müdüre yalaklanacak, tabi ki geçimini devam ettirmek için birilerini feda edecek (beni bilen bilir, asla yapmayacağım şeylerdir; simit sat onurlu yaşa hesabı olmuştur hep benim iş yaşamım-neyse,) Yaptıklarını düşününce, kendisini savunmak için beni keriz yerine koyarak söylediği yalanlar bile bir yere kadar mantıklı, okey. Ama, kocası bizi barıştırma girişimindeyken kocasına yazdığım maili kalkıp müdüre servis etmek nedir ya? Yani kendisini kendisi gibi düşünmeye çalışıyorum... beni kötülemesini anlayabilirim de, orada, bana yazdığı herkesçe söylenen bir ‘müdür kocası’ var, orada zamanında beleş içki getirecek diye ‘canım arkadaşım’ diye mesajlar attığı M var. Yok capsler, bilmem neler ... Bu karaktersizliği aklım alamıyor ya... Zamanında M’ye maili gösterdiğimde demişti F gider müdürle paylaşır diye, ‘şu an kötüyüz, belki hiç düzelemeyiz ama o asla o kadar onursuz olamaz’ demiştim. Yanılmışım...
Ben bu iki insanı nasıl derinden sevip değer vermişsem, bana yaptıkları hala çok acıtıyor beni. Sanırım beni asıl acıtan, aptal menfaatler için feda edilebilmiş olmam ve yani; kullanılmış olmam.
M, hakikaten çok büyük bir yanılgı, çok büyük hayal kırıklığı oldu benim için. Burada sorun, benim şunu görememiş olmam: Bu insan, kendine bile dürüst değil ve tek derdi uğraşmamak; öyle ki o güzelim ailesine bile hiç tereddüt etmeden, onursuzca sahtekarlık yapabiliyor bir şeyleri açıklamak daha zor olabileceğinden. Bana mı yapmayacak? Ben salak, sandım ki onu iyi ve en azından kendisine ve ailesine karşı dürüst olmaya, gönülden istediği şeyler için uğraşmanın ve kolaya kaçmamanın güzel olduğunu göstermeye yönlendireceğim... Nasıl salaksam işte...
F, o maile kadar çabaladığımda anlayabiliyorum onu. Ama o maili servis etmek?? Savunduğu ve inandığı değerler, yani onu sevme sebeplerim tamamıyla yalanmış. Bu çok zoruma gidiyor.
38 yıldır böyle bir şey yaşamadım, insanların özelleri (bu kişilerin dahi) hala bendedir, dedikodulara maruz kaldığımda konuştuğum şeyler, yine çok yüzeysel ve onlar ortamda olmasalar bile onlara değer vermişsem o değere yönelik, olumlu mahiyette olur. Bilen bilir, 38 yılda çok düştüm, çok düşündüm, çok okudum, hatta bir kez günah keçisi bile oldum ve sırf o kişilerin arası bozulmasın diye susmayı uygun buldum, iş hayatı ayrı; gayet onurumla, yanlış gördüğüm şeylerde kendimi de, maaşımı da feda edebilecek kadar cesur oldum, genelde zor olanı ve vicdanımın yönlendirdiğini yaptım ve neredeyse hiç yanılmadım. Şu bok hariç. Çünkü aslolan gerçek sevgiydi, paylaşımdı, dostluktu, onurdu benim için; insanın öldükten sonra bırakacağı ve belki de yanında götüreceği tek şey yani...
M ve F’nin bana yaptıkları, beni şok etmenin ardından bunalıma soktu. Depresyon ilaçları almaya başladım. Ölümden döndüm, hayatımda ilk kez saç modelimi değiştirdim lan! Çünkü kaldıramıyorum kendimi. Çok utanıyorum... bu insanları çok sevmiş olmaktan, gerçek kimliklerini görmemeyi tercih etmiş olmaktan, uyarıları dikkate almamaktan çok utanıyorum. Kendimden utanıyorum.
Yaklaşık bir yıldır her sabah uyandığımda, her gece uyuduğumda ve gün içerisinde bu iki insana ah ediyorum sürekli. Bunun devam etmesini istemiyorum. O yüzden yazıyorum ki, içimdekileri atıp bir nebze rahatlarım belki diye; hoş, verdikleri acı gün geçtikçe azalıyor. Hatta son zamanlarda, bana yazdıklarını okuyorum ve okudukça hem kahkahalarla gülüp hem onlara derinden acıyıp hem kendimden utanıyorum. Utanıyorum çünkü acımak kötü bir şey ve devam etmek istemiyorum onlara acımaya. Utanıyorum, çünkü yazdıkları cümlelerdeki savunma ve çevirtme taktikleri, direkt konuyu değiştirip suçlamalara girmeleri, dürüst olmadıkları o kadar aşikar ki, ilk okuduğumda hayal kırıklığından, sevgiden, değerden, şoktan bunları görememişim. Her ikisi de, özür dilemektense başkalarına suç atmışlar, yalanları doğru gibi kendilerini de inandırarak yazmışlar. Okudukça daha da netleşiyor... ve benim zavallı, dingin olmaya çalışan, sevgi dolu ama şok olmuş karşılıklarım... yazık...
Kendime de gülüyorum tabi; nasıl salaksam, iki bakışa, iki erdemli cümleye, iki sevgi sözüne kanıp göklere çıkarmış, herkeslere savunmuşum bu insancıkları. 38 yaşında, hele ki din konusunun bile düşünüp araştırıp dibine vurmuş, açık fikirli, okuyan, düşünen, sorgulayan bir insanın yapabileceği bir şey değil bu, bu insancıklara güvenebilmek, söylediklerine gözü kapalı inanabilmek... Bu benimkisi resmen gerizekalılık. Bu yüzden, hayatımda ilk kez kendimden utanıyorum; bu kadar karakter sorunu olan iki insana çok gönülden değer verdiğim için... Ben bu kadar saf salak, hala sır saklayabilen, iyi niyetli ve erdemli oynadıkça, benim gibi bir salağı kullanmaları veya her şeyin günah keçisi yapmaları gayet normal. Belki de İzmir değil Ankara’da olsaydı her şey, yakın çevreme girmeleri mümkün olamazdı bunların; ki bu da bir ihtimal...
‘Bundan sonra’ diye salak saçma kararlar almak istemiyorum. Büyük konuşmayı sevmem ve her an her şeyin olabileceğini bilirim. Şu ikisi zamanla düşünür, adam olur, olgunlaşır, pişmanlık duyar, vicdanlarından uyuyamayıp iyi ve onurlu olmayı seçip özür dilerlerse şaşırmam, o derece.
Ama henüz kişiliklerini bulamamış, hayatları sahte, konuştukları sahte, herkese oynadıkları sahte bu iki insancık yüzünden kendimi değiştirmeyeceğim. Büyük sevdim, büyük paylaştım, büyük hata yaptım, büyük yanıldım, evet. Ama karşıma çıkan herkes onlar gibi kendilerinden bile korkan yoksun kişiler olmayacak ki... ben yine olduğum şey olmaya devam edeceğim; samimi, sahtekarsız, güven dolu, iyi niyetli, insancıl, uyumlu ama dürüst... 38 yıldır neysem, yine o...
ve biliyorum, bir gün gelecek, ne sabah uyandığımda, ne uyurken ne de gün içerisinde ikisi de gelmeyecek aklıma, ah etmeyeceğim. İkisini de, ne kadar değer verip sevmiş de olsam, olmaları gereken çukurda olmak istedikleri o sahte hayatlarında bırakıp, yoluma devam etmeyi başaracağım.
Biliyorum.
Gittikçe acısının azaldığından belli...
Kullanılmışlığımı, utancımı ve onların aslında oldukları şeye acımayı da geçip kabullenebildikçe daha da azalacak acı...
Biliyorum...
Hiç unutulmayacak bana yaptıkları, ama hiç de acıtmayacak...
Neleri aşmadım ki ben...
:)

foto: passiflora çiçeği, Urla - ŞeB