20 Aralık 2018 Perşembe

GÜNCE: Boş İnsan İsraftır

Calişma.
Yani işin olmamasi değil; kendini geliştirecek hiç bir şey yapma.
Her gün kocanin parasini bir şeyler ogrenmeye eğitime bilime kitaba falan değil de kıyafete, makyaj malzemelerine, estetiğe ve dışarda yeme içmeye harca. Kitap okuma, yeni bir sey; ilim-lisan vb oğrenmeye calisma ama her seyin en dogrusunu kendinin bildiğini san, hatta seni 100le çarpip 5e katlayqcak insanlarla tartismalara falan gir şuursuzca...
Her gün yeni marka kıyafetler al, birileriyle buluşup siğ yuzeysel muhabbetler yaparken asıl amacın makyaj malzemelerini, estetiklerini, kiyafetlerini, takilarini, ne kadar guzel veya varlikli oldugunu millete göstermek olsun. Yüzbin tane foto cekip ne kadar muhtesem (!) vakit gecirdigini (yani makyajini estetik bakimi kiyafetini takini ve nerelerde paralar harcadigini) gormeyenlere de goster. Ertesi gün de baska birileriyle bulusup ayni seyi yap ve ertesi gün yine...
Hayatimda bu kadar sığ ve ucuz hayat tarzı görmemiştim arkadaş! Bu şehir de böyle, napalım.
Artık hayret etmiyorum. Sinirlenmiyorum da. Gülüp dalga gecmekten alamıyorum ama kendimi.
Onlar da benim hayat tarzima ve düsunce bicimime guluyorlardir muhtemelen...
O zaman negzel!

4 Aralık 2018 Salı

GÜNCE: Para ve Hava Derdindeki Boş Kadınlar

Kadınları düşünüyorum bugün… Her gün tacize uğrayan, güç gösterilerine maruz kalan kadınları da anıyorum tabi ki ama kadınları değiştirerek bir yere varamadığımız bir konu bu; kadının yanlışı yok çünkü bu konuda.
Kadınların yanlışına giriyorum bugün: marka, moda, alışveriş ve gösteriş çılgınlığı. Bi de şu abartılı makyajlarınız; olum erkekler makyaj bile yapmıyo lan; yazık değil mi size? Bu marka ve alışveriş hastalığı ne yazık ki bazı aptal erkeklere de sıçramış durumda ama... bir git araştır; çoğu yüzeysel yaşayan tipler ama! Polo'dan bi gömlerk alıp klon gibi geziyolar ortada...
Kadınların bazıları da öyle bir yere gelmiş ki, hayatları ya çok boş geçmiş ya en yakınlarından bile sakladıkları özellikle kendilerinden sakladıkları kötü anıları var herhalde ki güvenleri sıfır; kendilerine baktırmak, dikkat çekmek için saçmalıktan saçmalığa koşuyorlar…
Şimdi burada herkesin kendini sevmesi, kendisiyle barışık olması mühim:
Sen zaten kendini olduğun gibi sever ve kendine güvenirsen;
iyi insansan mesela; yüze gülüp arkadan konuşmuyorsan mesela, kin, hırs, kıskançlık ve kompleks içinde değilsen zaten ister istemez kendince bir tarzın oluşur 30’unu da aşmışsan hele; öyle değil mi; yıllanmış arkadaşların, eskimeyen ve değişmeyen düsturların olsa gerek senin artık yaşın itibarıyla. Netsindir her konuda, seni böyle bilirler. Paylaşımların, dostların, hayat görüşün ve geçmişin de tarzını oluşturur;
Kalkıp bugün çuval moda diye çuval giyip, ertesi gün nevresim moda diye nevresimle dolaşmazsın. Moda diye marka diye dünyanın parasını verip 200’üncü montunu veya kazağını veya ayakkabını göstermek için zibilyon tane foto çekip sosyal medyada paylaşmazsın.
Veya paylaşırsın… ama sen onu paylaşınca kafası biraz olsun çalışan insanlar ne düşünür biliyor musun? Gerçekte ne kadar mutsuz olduğunu ve bunu herkeslerden saklayacak kadar kendine küsmüş, kendiyle barışık olmayan bir insan olduğunu... Erkeklerin çoğu da aptal, arızalı ve kolay lokma bir kadın olduğunu düşünür. Her sene modaya göre tarzı değişenin kişiliği de yoktur çünkü. (Burda bana kızmayın, bu erkek beyanıdır)
Şimdi biz kadınlar, kabul etmemiz gereken bir gerçek var, evet:
Mesela ben asla çok güzel, çok zayıf, upuzun, sülün gibi, manken gibi bir kadın değilim. Uyandığım andan itibaren kendimi tanıyamayacak kadar makyaj küpüne boyansam da, dünyanın en pahalı, en moda şeylerini giyip ‘beni görsünler, param var’ modunda kendimi olur olmaz sergileyip sahte gülümsemeler atsam da, botokslardan çıkıp çıkıp ‘ayy canım bende hiç estetik yooook’ desem de, cildimdeki lekeleri sildirip bir tane bile izim, benim olmadan gezsem de (bu arada, insanın izi-beni bulunmaması hele ki 30 yaşını aşmış bir insanda; hayatın olağan akışına aykırıdır, kimse yaptırıp yaptırıp yaptırmıyorum demesin hahahah), hayvan gibi pahalı ama lezzetsiz (evet, Izmir’de böyle ne yazık ki –Adres Balık dışında!!- )mekanlara gidip, ‘dostlarla bir gece’ dedikten sonra dostlar yerine gittiğim mekanları taglesem de, güzel kadınları sırf güzeller diye kıskanıp kötülemeye çalışsam da, hatta akıl almaz iftiralar atsam da, yani götümü de yırtsam, ben buyum arkadaş. Bu teşebbüsler beni kendimden nefret ettirtmekten öteye geçemez.
Ben buyum: 60 kilo (ha veririm), küçük göğüslü (ha silikon yaptırırım), izli-benli (ha sildiririm), kırışıklı, selülitli (ha iğne, lazer ve bıçak altına yatarım) burnumu estetik bile yaptırsam ee, nereye kadar? busun işte be! Busun! Ağzın bu, yüzün bu, gözün bu; ne kadar değiştirebilirsin ki kendini? Bu kendinden nefret ne? Veya senden daha güzel olanı çekememek ne? Bu kıskançlık niye? Başkasına benzeme hastalığının asıl içinizde yatan sebebi ne? Yaşamaktan ve yaşlanmaktan bu kadar korkmak ne? Neden bu kadar nefret ediyorsunuz kendinizden? Önce kendinize dürüst olun, kendinizle barışın.
Oysa inanmazsınız; sizi güzel ve çekici yapan:
Ne giydiğiniz değil; nasıl taşıdığınızdır. Dünyanın en havalı ve en pahalı şeyi de olsa, bedeninize gitmeyecek pek çok şey var ya, üzgünüm.
Kusurlarınızı nasıl sakladığınız değil, nasıl kendinizle barışık olduğunuzdur.
Pratik ve zeki olduğunuzdan, kendi tarzınızdan utanmazsınız; sizden utananlarsa kendi içlerinde güzelliğin aslında pahalı şeyler giymekten geçmediğini bilen ama içleri ve çevreleri çirkin olduğundan ellerinden ötesi gelemeyen, hayatlarındaki her şeyleri yüzeysel olan, normlara uyan, uymayanı anında yaftalayan eziklerdir.
Şalvarla gezin varın; ben şalvarımı düğünde giyinmiyorsam siz de spora 105 kat fondöten ve şıkır şıkır takılarla gitmeyin mesela. Kime neyi kanıtlama çabası bu anlamıyorum ki? Kim ne yaptı size? Neden bu kadar mutsuzsunuz?
Ne yaparsanız yapın aşık atamayacağınız bok da atsanız prim yapamayacağınız, kişiler vardır mesela. Mesela benim yengem 30 yaşından beri makyajsızken bile havalıdır, bi güveni, bi asaleti, bi boyu posu vardır, bi duruşu, bi kendini ifade edişi, bi kendiyle dalga geçişi vardır mesela, ben ilk kendisiyle dalga geçerken gönül gözümle bakmıştım ona, ne kadar önemli bir meziyettir kendinle dalga geçebilmek, utanmadan bunu herkese anlatabilmek, siz bilemezsiniz böyle şeyleri. Amannn, kim neder... kimse duymasın... hala öyle kendisi.. 70'lerinde olsa gerek. Dünyanın en güzel kadını mı? Hayır, sadece ÖZGÜN ve ÖZGÜR bir kadın.
Bir kadının bir bakışı vardır, dünyanın en güzel kadını gelsin o bakışa sahip olamaz.
Bir kadının bir sofrası vardır, dünyanın en güzel kadını gelsin o sofrayı kuramaz.
Bir kadının bir dinleyişi, bir paylaşımı, bir dostluğu vardır, dünyanın en güzel kadını anca ‘yüzeysel’ kalır yanında.
Bir kadının bir zekası vardır; dünyanın en güzel kadını aptal kalır yanında.
Bir kadının bir delirmesi vardır, dünyanın en güzel kadını anca dedikodusunu yapar.
Bir kadının bir içmesi vardır, dünyanın en güzel kadını anca fırsat bilip karalamaya çalışır; yersen.
Bir kadının bir zerafeti, asaleti, çoook önceden edinmiş olduğu kültürü ve olduğu gibiliği vardır, dünyanın en güzel kadını küplere de bürünse, hasetinden laf da çıkarsa, dünyanın en pahalı şeyini de giyip taksa, o kadının o makyajsız duruşuna ve aseletine erişemez.
Bunları yazıyor olmak bile utanç verici aslında… kadın kadının kurdudur diye boşuna dememişler… neden anlamazsınız şunu yıllardır, yüzyıllardır gerçekten bilemiyorum… sonra ‘kız gibi’ lafını çıkarıyo erkekler. O bize değil; sizin gibilere işte… Yüz karalarımızsınız ve iflah olmuyorsunuz yüz yıllardır.
Bi de bu kadar rüküş görünmek için harcanan para, kendi alın teri paranız değil… merak ediyorum kocalarınız asgari ücretle çalışıyor olsa yine evlenecek miydiniz onlarla? Hani o mıçmıç gözümüze soktuğunuz dünyanın en güzel aşklarınız var ya… acınası gerçekten…
Şurada önemli olanın paranın, gösterişin, markanın değil dostluğun, fedakarlığın, iyi niyetin ve sevginin olduğunu hiçbir şapşala anlatamadım, size de anlatamam sanırım ya neyse, konu özgüven.
Ben güzel bir insanım mesela. Benim insanlığım güzeldir fiziğimden ziyade; anlarım, anlatırım, düşünürüm, kendimle çelişirim, kendimi sorgularım, kendimi yakın gördüğüm herkese anlatırım, hatalarımı paylaşırım, dostumdur, güven veririm ve güvenirim. Komiğimdir, zekiyimdir, çok okurumdur, oyumdur, buyumdur ama en önemlisi dürüstümdür. Her şeyden önce, kendime dürüstümdür. (Çok da konuşurumdur) hehe..
Dünyanın en güzel kadını gelse, ‘ne güzel kadın’ derim, onunla yarışa girmem. Markalarla gezip gözlere sokup kendimin bir şey olduğunu göstermek için yırtınmam; çünkü ben zaten bir şeyimdir. Hatta çok şeyimdir. Bunu bilirim. O dünyanın en güzel kadınının da başka meziyetleri vardır muhakkak; herkes birbiri gibi olacak değil ya; düşünsene herkeste Beymen çanta, herkeste Lancome kapatıcı üstüne Mac fondöten üstüne Estee pudra.. klon askerleri gibi... (şimdi Star Wars'tan da anlamayacağınız için siz...) ahahhahaha hasta mısınız olum?
Şu facebukta bile, dünyanın en güzel kadını olmayan ama kendine has, hepsi ayrı güzel, hepsi ayrı çekici bir sürü arkadaşım var. İyi ki varlar. Bazısı kilolu, bazısı yamuk burunlu (olay o burnun doğal çekiciliği zaten), bazısı sıska-makyajsız, bazısı uzun ama bildiğiniz çatlak, bazısı kısa ama dobra. Hepsinin de kendine has tarzı var. Onları çekici kılan şey bu zaten. Bu tarzları da daha yıllar öncesinden oluşmuştu zaten. Olması gereken de budur. Görünce derim bu şunun tarzıdır diye ve gerçekten hepsi de karşılaştıkları her erkeği etkileyebilecek kadar güzeller.
Oysa sanırım sizin için tarz demek moda ve marka demek. 10TL’ye satılan yüzüne bakmadığınız Anadolu basmasını 2 sene önce Prada çıkardı ya; çoğunuz aldınız 1000TL’ye. Bunu neden yapıyorsunuz? Yani hadi kendinizi sevmiyorsunuz, komplekslisiniz, paraya, güce, sahte salak şeylere tapıyosunuz anladım da, ben Beymen çantalarınızdan, Skechers ayakkabılarınızdan, 202 Lancome rujlarınızdan sizi nasıl ayırt edicem? Etmem, umrumda da değil. Ama yanlış bir şeyler görüp de susmamak umrumda. O yüzden yazdım. Ben yazayım da, kızgınlığımı kusup rahat uyuyayım; gerisini iplemem.
Ama siz bi özeleştiri yapsanıza, bi aynaya baksanıza?
Hah, şimdi 2-3 makyaj çıkarıcıyı kullandıktan sonra ve pazar pijamalarınızla (kimse görmüyor ya) tekrar bakın kendinize bi aynada. 30’unu geçmiş kadınlarsınız. Bunu neden yapıyorsunuz kendinize ya?
Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?
Hayır susmiycam; susmak dışında yapabileceğim bir şey var mı?


GÜNCE: Acziyet ve Gurur


Soyleyecegim sudur ki, cocuklarim birileriyle o an icin samimi oldu diye gaza gelip bir baskasini asagilamadigindan, bunun "easy way of coolness/easy come easy go" oldugunu su yasta idrak edebilmis olmalarindan, bu aptal redneck amerikali teenage davranislari yerine insanlara yardim etmeyi vicdan sahibi olup bunu korumayi ve kendini gelistirmeyi tercih ettiginden, aleyna tilki yerine billy conti/ ed sheeran/ michael jackson/ duman/ can bonomo/ mor ve otesi/ coldplay/ etnik muzik falan dinlemeyi sectiklerinden dolayi dislandiklari icin onlarla gurur duyuyorum!
Kocam Gazi'de calisirken, herkes oruc tutuyorum goruntusu verip yemekhaneye isim yazdirmayip tuvaletlerde gizli gizli evden getirdikleri sandvicleri yerken, "beni yazin, oruc tutmuyorum" diyebilen (ve akabinde mudur yardimcisi olmustu) hayatimda gordugum en anlayisli, en ince, en onurlu, en caliskan, en duzgun adamdan gurur duyuyorum!
Insanlarin arkasindan dedikodusunu yapip, yuzune gulebilen sahte, samimiyetsiz, sırlarını abartarak ortaliga dökebilecek kadar duzeysiz veya yaptigin herhangi bir hareketi kulaktan kulaga dallandirip bambaska yone cevirebilecek kadar cirkef, kisiliksiz, seninle ayseyi; ayseyle seni cekistirebilecek kadar ucuz, parasi olan ama görgüsü olmayan, bir araya gelince cekistirdigi herkes ortamdaysa anca marka ve gosteris muhabbeti yapabilecek kadar sığ, sahte, boş, aptal ve yalanci insanlarla ayni ortama girmekten kacinmis olmaktan ve bu yuzden dislanmaktan gurur duyuyorum!
Hic bir seyini zorlasan dahi paylasmayan insanlarin yani sira, derdi oldugunda paylasan, derdim oldugunda dinleyen, yanlisim oldugunda arkamdan konusmak yerine yuzume soyleyen gerekirse kavga edip kusebilen ama daima seffaf olan nefis dostlarimla gurur duyuyorum!
Yanlisa susmayip ortbas etmektense önune gecebilen, memur kafasiyla sallabasi alekmegi mantigiyla vicdanini bir tutamayan, dedikoduyla is yurutmeyen, insanlari para/mevki/titr yerine adamlik/erdem/basari gibi kavramlarla degerlendirebilen kurumlarla ve komplekssiz, yerine yalakalikla ve adam kaydırarak değil layikıyla gelmiş, mutevazi yetkililerle de gurur duyuyorum!
Boka bok demekten cekinmeyen, kendi bokuysa temizleyip uste cikmak yerine ozur dileyebilen, gorundugu gibi olan, cikar icin/para icin ikili oynamayan, yan cizmeyen, yalancilik ve yavsaklik yapmayan herkesle gurur duyuyorum!

                                                
                                                     Erdek, Kasım 2018

GÜNCE: Çakırkeyf Mutluluk

Beni 16 yasindan beri taniyan ve hasbelkader bu aptal izmir'de tekrar bulustugumuz Erge Sahillioğlu ve sayesinde tanidigimiz sevgili Gizem Taş 'in yanindan ayrilip su saatte eve gelirken, dedim ki kendi kendime: ne guzel lan Iskender Küçük ilahını cok da dostane ve yakindan taniyabilmis olmak onun sevgisini ve degerini kazanabilmis, bir usta ogretici tarafindan yetistirilmis usta ogrenciler olmak hala hayatta..., 
Iyi ki oluşmuşuz, iyi ki sayesinde haksizliga susmayacak cesarette, iyi ki erdemli, samimi ve durust yetismisiz. 
Dedim ki ne guzel lan sevdigin ve samimi buldugun ortamda kendin olabilmek; iyisi-kötüsu, acısi-tatlısiyla bu insanlar ne dusunur ne der kaygisi tasimadan her sekilde kabul.gorecegini bilmenin verdigi huzurla sadece guven ve samimiyet ile tamamen kendini oynayabilmek... iyi ki varsiniz ve iyi ki var sizler gibi insanlar... burada 40 yillik hayatimda yaptigim en muazzam secim olan Erman Tolga Yılmaz'i da esgecmemek lazim belki bu bile Isko'mun öğretileri sayesindeydi...
Ozetle,
Kaybetme korkusu yerine ozguven, dikte yerine ozveri ve incelik, atar yerine saygi, çikar yerine vefa edinebilmis, hukmedebilecegi alt insanlar yerine kendine bir seyler katabilecek insanlarla kendisi olmayi secmis ve sorgulamaktan asla vazgecmemis, hayatta kolaya kacmamayi hedef edinmis tüm aydin insanlar... iyi ki variz, iyi ki varsiniz; gerisi mastercard!!!
Gerisi:
https://www.youtube.com/watch?v=fEzpsVi1Qd0&feature=youtu.be&fbclid=IwAR1wHwmSq9ontpFn0WwW4nQB49-pNBzz0cRNUcJwXcAyqQ14C6yLVct2aR0

GÜNCE: Hava Atmak

Bazi gorgusuz insanlar o kadar gosteris derdindeler ki, bugun cok degerli bir arkadasim dedi ki: neden tahsilini, cevreni, gezmisligini paylasmiyorsun? Neden unlu dostlarinla aile erbabinla foto paylasmiyosun? O zaman degerli olurdun.
Be guzelim, ben bilmemkimlerle kankayim, bilmemkimlerle aile dostuyum diye biri bana deger verecekse, bu fazlasiyla samimiyetsiz ve sahte bir arkadaslik olmaz mi? Biz oyle gosteris duskunu cahil bos insanlar degiliz ki...
Ben magazin değil ilim ve sanatci sosyetesinde oldugum gbi kabul gormussem elbet gercek insanlar da ben oldugum icin seveceklerdir beni. O unlu o ilim sosyetesi insanlar beni mac lancome kullaniyorum prada gucci giyiyorum diye degil insan oldugum icin sevdiler beni... sen de alkolik, onlar der zeki... sen de manyak onlar der dobra... sen de paspal, onlar der aşmış bazı sığ, cahil, alt-insan kafasıni... bu bir kriterdir mesela! ORALARCA SEVİLME SEBEBIMLE BURALARCA DIŞLANMA SEBEBIM TAMAMIYLA AYNIDIR KI BU DA BURADAKI INSANIN GORGUSUZLUGUNUN VE ERDEMSIZLIGININ VE SIĞLIĞININ VE BOŞ BELEŞ YAŞAM CAHILLIGININ KANITIDIR zira asla yanar dönerlik yavsaklik yalakalik şakşakçilik yapmadim, yapmam!
Otesi icin; hasbel kader maddi olarak zengin yasam surenler ama cahilliklerinden ve sigliklarindan anca "fevri/alkolik/salvar giyiyo/fakir/manyak vb." Seklinde dedikodumu yapacak insanlar icin kilimi kipirdatamam. 
Hayatim da gayet değerli; boyle bos beles insanlara kendimi kabul ettirmek icin uğrasmaya degmez; bilmemkimin yakini oldugum icin bir anda prim mi yapicam kisiliksizler cemiyetinde? Uzerine tut ki bunlarla samimi oldum kitap mi konusabilicem? Bilim mi? Opera m felsefe mi? Edebiyat mi? Beni gelistirebilecek ne katabilirler ki bana? Onlar benim esprimi anlayabilecek duzeyde degiller, bense onlarin kahkahalarla saatlerce gulduklerine ancak birkac saniye tebessum edebilirim... nakis dikis mi konusucaz? Kimsenin arkasindan konusup yuzune gulemeyecek kadar erdemli olduguma ve dedikodu da yapmadigima gore... ne paylasicam onlarla lan? Bosversene!
Ben kendimi biliyo muyum? Sevdiklerim beni biliyo ve acken de tokken de varlikta da yoklukta da kabul ediyo mu? Tamam.. ama onlari dusunuyorum da; asgari ucretle calissaydi kocalari aile varligi da olmasaydi evlenirler miydi onlarla? Veya 7/24 spor cikt bakimi bitox ve alisveris yapmasalar insan olarak, bir deger olarak kabul gorecekler miydi kendi sevdikleri cevrelerinde?
Yani ben bu insanlarla birak bana deger katmayacak aptal kari muhabbeti dondurmeyi, aralarinda prim yapip deger kazanmayi gorusmek bile istemiyorum ki...
Ya ve korkarim izmir'in %80i boyle....
Selam millet, evimizi alsaniza?
Deniziniz de boyozunuz da cakma Ataturkculigunuz de siğliğiniz da sizin olsun, ben her kirik kaldirimindan kultur zeka ve harbici dostluk fiskiran, 40 yasinda olup 35 yillik dostlari olan, baskasina yaranmak icin veya sirf o anki menfaati icin bir dostunu satmayacak; aksine ne pahasina olursa olsun arkasinda durup koruyabilecek, sozunun eri, dobra, samimi cesur ve ozverili insanlarin yasadigi betonuma doneyim ya!
Birak yasadigin sehir beton olsun, insanin ruhunun ve beyninin beton olmasindan daha zavalli degil, inan!


                                                   Ohrid, Makedonya Ağustos 2018

GÜNCE: Sosyal Medyanın Ruh Hastaları

Arkadaslar,
Gercekten bahsettiginiz kadar sahane/muhtesem/muazzam/on numara/olaganustu/cok keyifli vakit geciriyor olsaniz bu kadar cok foto paylasmazsiniz be... fotolarin hepsinde surekli ayni yuz ifadesiyle mutlaka makyajli veya artistik oldugunu dusundugunuz bakisla oranizi buranizi sisirip uzatip gerdirip poz vermezsiniz, yani ben kaliteli vakit gecirirken aklima bile gelmiyor foto cekip paylasmak... siz nasil basariyorsunuz? Bir de her farkli mutlulukta ayni yuz ifadesini nasil takiniyorsunuz merak ediyorum dogrusu...
Bugun kendimi cok begeniyorum, bakin ne kadar guzelim, haydi beni onaylayin falan deseniz anliycam da... olaganustu/keyifli/muazzam vakit geciriyorum kisvesi altinda yapmayin sunu be..
İstanbul Atatürk Havalimanı, Ağustos 2018

GÜNCE: Gerizekalılık

Az once deli gibi kocamla konustum.
Ince'yi anlattim, onedio'daki capsleri anlattim, bu hafta değil onumuzdeki hafta Kate'lere gidecegimizi soyledim, AliBal'imin dogumgununde ne yapmak istedigimi falan anlattim... haftaya mi gitsek kampa sirinbaba'dan da haber yok derken kampa nasil ne zaman gidebilecegimizi sordum... cevap gelmedi!
Deli gibi konustum diyorum cunku ben mutfakla ugrasirken o bahceye cikmis....
Kendi kendime anlatip durmusum 15dk.!


GÜNCE: İnkar Bir Delildir!

En sevdiğim acizlik İNKAR'dır.
Onca delil, şahit ve kanıt varken düşünmek, aynaya bakmak, tartışmak veya özür dilemek yerine fütursuzca inkar edebilen insan, anında ufacık olur gözlerde ve kendi kendini imha ediverir kibri, zavallılığı ve egosuyla.
Arkamiza dahi bakmadan uzaklaşmamiz gerektiğinin net göstergesidir; soru işareti dahi kalmaz akıllarda.


GÜNCE: Satır Araları

Bir kac yillik sinav sonucu butik bi okula secilmisiz. Ben, ali, ayse ve memed...
Bizi egitmisler; bir takim anlasmaslari uygulamaya biat ettirmisler yoksa mezun etmiyorlar.
Herkes bir dala bolunup mezun olmus sonunda; firsat buldukca ayni masada raki balik yapiyoruz ali ayse ve memedle.. gorev dağilimi var:
Ben mizacim geregi cok kitap okuyan, dinle arasi pek olmayan(3 kez kuran 1er kez digerlerini okumuslugumdan) fevri, adalet manyagi bi insanim Ataturk ayridir tabi. Benim o ana kadar geldigim yer bu.
Ali alevi kürdü. Hep ezilmis, azinlik olmus, devrani oyle donmus. Onun da mezun olana kadar geldigi yer bu.
Ayse musluman. Namaz kilan icki icmeyen inancli bir musluman. Musluman oldugu icin okumamis, babasina anasina kocasina hizmet etmis. Mezun olana kadar geldigi yer bu.
Memed de asker kokenli. Ulkesini savunmus, harplere katilmis.
Biz butik universitede baya kanka olduk hayatin da getirdikleriyle. Mezun olmamizin tek sarti var:
Ayni amaca hizmet edicez ama herkes kendi kökeninden olani kafaliycak. Gerekirse tiyatro oynicaz, gerekirse birbirimize kufur edicez veya laf sokucaz ama her firsatta bulusup raki balik yapicaz.
Hepimiz mezun olduk sonunda. Ama kim en yuksek puani aldi?
Cevap: kim en cok rol yaptiysa, kim en cok yedirdiyse o.
Yedik mi? Yedik! (Manevi!)
Yediniz mi? Yediniz! (Maddi!)
Sonra hoca dedi ki: halk sisteme dur demedikce biriniz yemeye devam etsin, sikısirsa digeri devreye girsin ama daima yiyelim ve maddi/manevi yedirelim.
Sonra biri cikti halktan; lan dedi, bu adamlar ayni okulun mezunu bizi kullaniyorlar, var misin bunlari yok sayalim? Veya var misin hesap soralim? Veya var misin kandirildigimizi kabul edip artik savas verelim. Iste o sirada aydin bir halk kalabaligi cikip dedi ki yuruyun ulan! "Biz halkiz, yeniden dogariz olumlerde!"
Sonra sari sacli, mavi gozlu, tacizci olmayan, kufurbaz olmayan, kendi cikarlarindan once halkini dusunen, cok cok coook okumus, cok cok cooook arastirmis, "benim maasim ogretmen maasindan fazla olmamali" diyen, "bana degil bilime inanin" diyen bir yigit ciktiiiiii---daaaaat!! Saka la şaka!
Emperyalizmin, kapitalizmin kulu kölesi olmusuz, herkesin altinda araba, avm lerin, pahali mekanlarin kolesi olmusuz, kendinden olmayani asagilayam bir toplum, "aman gelirim gitmesin" diyen bu yuzden asksiz evlilikler bile yapan insanlar ve bir yandan da cehalet... oyle bir cehalet ki laiklik elden gidiyyeahhh diyen misvak amcayla, unv. Mezunu doktora yapmus prof olmus osman beyin inanmazsiniz cehalet oranlari ayni:
Her 2si de kendinden olmayandan tiksiniyor
Her 2si de dinlemeden sorgulamadan arastirmada. en dogruyu kendi zannediyor
Her 2si de ben/ali/ayse/memed her kim kandirdiysa "kandirildik" demek yerine oyle kibirli ki, sanki bizlerle 5-10 yil birlikte yasamis gibi cigerimizi bilirmis gibi delicesine cani pahasina savunuyor bizi;
Pandik atsak yanlislikla olmustur diyor.
Kufur etsek vardir bir bildigi diyor, o derece bir cehalet ilkokul.mezunundan profuna...
Medya zaten bizimle; benim/memedin/alinin/aysenin medyasi onlar da ayni butik okulun taseronu!
Biz de iste, yemeye devam ederken, aklima hocama sormam gereken bir soru geliyor: hocam cok iyi, cok guzel yiyoruz, hep yiyelim.insallah ama merak ediyorum neye gore sectiniz bizi?
Hocam cevap veriyor: en aciz, en travmali cocukluk gecirmis, en kompleksli, en hirsli, en aç, en kiskanc, hic gercek dostu olmamis, kisiligi zayif ama bir o kadar yalanci ve maddiyatla kandiriabilir kisiler gerekiyordu ulkeniz icin taleplerimizi halki razi ederek "pesindeyiz" , " gotunun kiliyiz" , "sacinin teliyiz" dedirterek kabul ettirebilecek, ve onlar sizlerdiniz cocuklar!
Arada erdal inonu, bulent ecevit, ahmet necdet sezer gibi dalkavuklar (!) cikti; simdiki kilicdaroglu da buna ornek ama bir sure duraklasak da hep yurumeye devam ettik! Iyi ki varsiniz cocuklar!
Cok iyi is cikariyorsunuz!
Bravo!


TAVSİYE: Atlas

Size harika bir önerim olacak.
Tuvalete telefonla mı giriyorsunuz?
Bırakın telefonları!
Ben 4 ay önce tuvalete atlas koydum. Bildiğiniz 10tl ye edinilebilecek Orta Atlas. Çocuklarim pek çok bayrağı ogrenmekle kalmayip, en guzel bayrak tercihi yaptılar. Ülkeleri, komsularini gördüler. Merak ettikleri ülkeleri arastirdilar. Biz ise sehirlerin konumlarini ve nerelerin alcak nerelerin daha yükaek olduğunu gördük. Çok şaşıracağiniz şeyler de çıkabiliyor. Mesela ben Hawaii'nin başkentinin büyük ada'da olduğunu zannediyordum...
Sonuçta coğrafyalar ve kültürler gelişti.
Bu kadar harika bir şeyi size de önermek istedim bizdeki ilerlemeleri görünce...

                                                  Demircili, Urla  -  Ekim 2018

GÜNCE: Ego, Saygısız İnsanlar ve Özlü Sözler Üzerine

"Ne olursan ol, başkasi icin degisme"
Evet mesela kankan yalaksa yalak olma veya hoslandigin kisi arabesk dinliyosa sen devam et caza
Ama sen girdigin evin tuvaletine degil halisina siciyorsan degistirmelisin kendini; kimsen kalmaz yoksa; bu tip durumlar icin yazilmis bir sey degil "baskasi icin degisme" klişesi.
" Bazen bazi seylere verilecek cevap yoktur cunku onu aptallar yazar"
Evet mesela cahilin biri senin carl sagan'dan keyif almani anlayamaz, ona verilecek cevap yoktur.
Ama biri "hey bana saygisizlik yaptin" dediginde tartisabilecek veya ozur dileyip telafi edebilecek kadar onurlu olmalisin küsüp yok saymak yerine; burada saygisizligindan sikayet eden aptal değil, iyi niyetin suistimal edilmesine maruz kalmis biridir.
"Insan eger karsisindakine anlayis gostermiyorsa bencildir."
Evet senin yasam alanina saygisizlik varsa dogru. Ama bir baskasi yasam alanini kurallara ve uyarilara ragmen surekli ihlal etmis ve her uyarida "eeeh nolcak ya" diyorsa, asil bencil kendisidir.
Cok sevdigim bir arkadasim 4 ay boyunca evimizde kalarak kurallarimizi (hos kuralimiz da yok da) evimizin duzenini bozdu diyelim.
Mesela simdi calistigim yerde yan sandalyedeki arkadasim da boyle. Exact' e "exit" diyor, gorunmek yerine de "görükmeķ", öbürü yerine de "öbürkün", "alo" yerine "aliyo". diyorum ki exit degil exact; "beni boyle kabul et, ben de böyleyim" diyor. Kimsenin girmedigi bir sistemde kendini yonetici olarak girmis... komplekse bak... kendisine "siz" diye hitap edene "sen" diyor... en kötüsu de, "rahatsiz oluyorum yapma lütfen" dediğim bir şeyi inadına yapiyor; gürultuyse daha yukseğini, espriyse sürekli tekrarını... saygısızlığa bak! Sonra da "beni böyle kabul et, ben buyum, kimse için değişemem" Abi sen yanlissin bu bir mizac veya ruh hali degil ki seni boyle kabul edeyim... bu kompleks, ego, saygisizlik... yanlisini duzeltiyorum; baskalari yaninda kucuk duruma dusmeyesin diye sadece, agirina gidiyorsa sen bir zahmet uzak dur. Gercekten tartisilmiyor bu tip insanlarla; kompleks feci, iq yerlerde.
Bu "kimse icin degismeme" klişesi baya bi yanlış algılanmiş saygısız benciller camiasında gördüğünüz üzere...
Neyse, döndüm konunun özune; 4 ay mesela evde film izleyemedik. Neden? Misafirimiz horluyor; "yukari odana cik" deyince atar yapiyor, uyumazsa da acip sesli video izliyor telefonundan veya surekli konusyor, yorum yapiyor ve sessiz ol dediğimiz anda, "noolcak laa?"
Ya pardon da biz film izliyoruz, bu ne saygizlik?
Misafirimiz enstruman caliyor 7/24. Ve hep ayni seyleri...
"abi nolur bugun calma kafam sisti" diyosun,
ozur dilemek yerine "baska yere git o zaman" diyor veya inadina daha da yuksek sesle caliyor...
kendi evimde 3. Katta yumurta yemiş insanım bu sebeple. Akabinde özür dilenmedi; gayet taşak geçildi benimle...
Abi iste burda bi sîkıntı var.
Burda bi kompleks var
Burda bi saygısızlik var
Burda bi ozur dileyememe ve kendiyle barisik olamama ezikligi var.
O da bu kezban sozleri kendine gore uyarlayip bizlere laf sokuyor akli sira... ben cok utaniyorum ve cok uzuluyorum onun adina... ama elden bir sey gelmez cunku din gibi bir sey bu. Nasil kabul ettiysen ve üseniyorsan aydinlanmaya, düzelmeye, öyle de bahane buluyorsun ozur dilemek hatani anlamak ve telafi etmek yerine... hele ki cok sevip deger verdigon bir insanda bu bencil, bu kompleksli semptomlari görmek içler acısı.
Hic bir zaman asla degismem demedim. Hatam varsa dusunur degistiriririm ve yaptigim yanlislari ozur dileyerek telafi ederim icabinda.
"Abi yedigin kanatlarin kemiklerini kuma atma"
Nolcak laaa?
"Abi kedilere balik kemiklerini cöpün yaninda ver evin pimapeninin içinde değil!!! "
Nolcak laa?
"Abi kapiyi carpma uyaniyorum"
Nolcak laaa?
"Abi buzlugu bozdun, biraz dikkatli doldur"
Nolcak laa, parasi neyse veririz?
"Abi evde benim misfirim varken onu bozma, ona laf sokma"
Nolcak laa?
"Abi cocuga odev yaptirirken mudahale etme veya kopya verme"
Nolcak laa?
Defalarca ayni şeyleri tekrar tekrar yaşadık 4 ayda.. sonra da diyor ki "söyleseydin, yapma deseydin yapmazdim." Nasil yani yaa? Ahahahahaha 😂
Bazi kisilerde ego fazla oldugundan kendilerince kendilerini hayatlarinin ve bulundugu ortamin da peygamberi ilan etme sorunlari var. Onlara gore herkes aptal ve aslinda bi kendileri akılli; o insanciklarin kendi evlerindeki yasam haklarini kisitlasa bile hak.göruyor kendinde "nolcak laa"?
Ne acidir ki dostlarim ve annem bile görmüş bu sevgili arkadasimizin asiri rahatlik, saygisizlik ve kompleks sorununu ama biz kendisini cok sevip el ustunde tuttugumuzdan, bir sey dememisler, bizim anlamamizi beklemisler...
Asla degisme, asla ozur dileme, saygisizligin dibine vur "kimse icin degisemem" klisesini bahane olarak oraya yama, rahatsiz oldugun konuda dusunme- gecmisle ilgili bir bahaneyi de oraya yama: yatili okulda okudum napiym.
Iyi de yararin kime? Kendine de degil, cevrene de degil, ailene de degil, topluma da degil...
Kendini aydin goruyorsan her an dusunmeye gelismeye ve en cok da empatiye ve saygiya gitmelisin, sana her pahasina hic yalan soylememis insanlara sen de kaldiramadigin kisiligin veya işin veya aile hayatinla da ilgili olsa yine de yalan soylememelisin arkadasim.
Bir insan ayni zamanda hem saygisiz, hem de aydın olamaz.
Ozur dilemeye, degismeye, gelismeye, paylasmaya, samimiyete, empatiye ve saygili davranmaya acik olmazsan kendini aydin, ozgun ve super zeki zanneden kulturlu bir neandarthal olursun anca.

                                                  Barselona, İspanya - Ağustos 2006

GÜNCE: Medyaya Dair

Medya çıkarcıdır. 
Çikardigi insanlarin erdemli değil dikkat cekici olmasi gerekir. Bazi omurgasızlar, antipatiyle pirim yapar.
Pirim, rating arttirır. 
Bu kisiler konusulur, hakkinda yazilir ve haksız yere deli gibi para kazanirlar soytariliktan.
Tutmadıklarında indirilirler ve sizler konusmaya devam edersiniz. Onlar da kazandıklarıyla en kötü yurtdisinda hayatlarina devam ederler.
Uzun lafın kısası medyaya da onlara da hep kazançtır bu. 
Sizse aptallar gibi sevinirsiniz ipleri çekildi diye. 
Olay bundan ibaret!
Yalakaliktan kazanilan aylıklar, en erdemli alınteri emeğinin 1 yıllik maaşından fazladır. 
Siz de konusarak buna yardimci olursnuz. 
Nokta!

                                                                   Kaleydoskop

GÜNCE: Utanmamak

Bu sarki bazilarina gelsin.
Cok guldum bugun.
Yas kemale erince demek ki, insan kirilmak yerine anira anira guluyor olayara...
Bana kalirsa yeri geldiginde terbiyesiz olmakta sikınti yok ama utanmaz olmak çirkin.
Saimimi olmakta skınti yok ama yuze gulup arkadan konusmak olanlari carpitmak ve hatta iftira atmak cirkin.
Kafalar uymayinca durustce soyleyip gerekirse bagirip icini dokmek ve o kisilerle yollari ayirmakta da sıkinti yok ama korkaklık eziklik çirkin.
Kimsenin ozel hayatiyla da sikintim yok ama ne yaptigini soyleyince yapmiyormus gibi sekillere girmek cirkin.
Herkese de oneririm; durustluk ve samimiyet kaybettirmez aksine cok sey kazandirir.
Bir gun beni haksizliga karsi susmadigim ve hatta agzima gelen ve dusundugum her seyi soyledigim icin hapse bile atabilirler; ama ben korakca susarsam, dusuncelerimi soylemekten ezik gibi korkarsam namertce ikiyuzluluk yaparsam bi de bunu "herkesle arasi iyi olmak" diye tanimlarsam zaten hapiste sayilmaz miyim?
Fikirlerini her turlu yerde acikca soyleyemen, tartismaya acik olmayan, hatasini kabul edemeyen, arkadan konusup yuze gulen, mevcut yerini (is/es/ortam/arkadaslik) korumak icin her turlu taklayi atan kendini samimiyetsizlige hapsetmis yani kendi kendini sistemin cezaevine atmis ve orda yasadigindan bile haberi olmayan herkeslere gelsin bu sarki...



GÜNCE: Gereksiz Linçler ve Erdem


Ekim 2017

Gectigimiz ay bir ogretmenin uygunsuz kiyafetini elestirdim diye sosyal medya ve okul camiasinda linc edildim. Akabinde de gorusup sevdigim bir iki kişi disinda tum okulla sosyal medyadaki ilisigimi kestim. 
Gectigimiz aydan önce de bir is gorusmesine gidip izlenimlerimi paylastigim icin sirket bana yorumumu silmem karsiligi is teklif etti. Gayet onursuzca yani...
Iyi ki sosyal medya var degil mi?
Boylece kendisine guvenen veya yaptiklarinin arkasinda durabilen zaten neyse o olmaya devam edip elestirileri ders olarak alirken, "rezil olduk" kaygisi tasiyan, elestiriye gelemeyen ama hatasini da duzeltmek istemeyenler de kendini belli ediyor.
Bir dine inanmak nasil ki bir insani yobaz ve serefsiz yapmiyorsa, Ataturkcu olmak da icki icmek ve okul gibi bir kurumda abartili dekolteyle gezmek degildir.
Inandigimiz degerler; din olsun, Ataturk olsun, ulke olsun, devlet olsun ne olursa olsun sorgusuz sualsiz tartismaya kapali degerler degildir. Aksine, tartismak guzeldir; arastirtir, egitir, dusundurur. Size biri "bu kanuna aykiri" derse uzerine yurumemelisiniz mesela; veya Dersim olayinin derinliklerini bilmeden disardan duyup agziniz acik kalircasina Ataturk'e laf ediliyor diye saskinlikla ve aptalca savunmamalisiniz... cok kucuk duruma dusersiniz aksi taktirde. Once oğrenin; kutsalinizi oğrenin. Sonra zaten uygun ve akla yatkin sekilde hatalarini da savunabilirsiniz o kutsalın...
Kutsalimiz kutsalimizsa bunun derinliklerini de, hatalarini da, uygunsuzlugunu da derinligine bilmeliyiz oyle degil mi; adi ustunde: kutsalimiz!! Siz degerlerinize zaten yurekten inaniyorsaniz arastirir, en dogrusunu bulursunuz ve savunmanizi da ona gore yaparsiniz. Bunun uzerine gelen yorumlar da sizi en fazla egitebilir; rahatsiz ediyorsa orada bir sorun vardir.
Ama fevrice gozu tamamen kapalica bir seyi putlastirarak savunmak olmaz. Savunamayacak duruma dustugunde de "eeeh bu da boyle, nolcak yaa" kafasi olmaz. Sen degerinden eminsen sana viz gelir tiris gider. Kimse degerlerini onaylamak zorunda degil ve herkesin de elestirme veya fikirlerini soyleme hakki var.
En cirkini ise birini linc etmek icin olani abartmak ve yalana basvurmaktir. Neyse ki kanitlarimiz var da, yalancilarin yalanciligini kanitlayabiliyoruz. Bir yerlere gelmek icin yalan soylemeye curret edebilenler utansin.
Kimse benimle ayni fikirde olmak durumunda da degil ama uygunsuz bir sey varsa bu uygunsuzdur. Mufredata aykiri bir sey varsa bu mufredata aykiridir. Kanunsuz bir sey varsa bu kanunsuzdur. Her seyden once bunu kabul etmek ve boyle bir sey olduysa ozur dileyebilmek gerekir. Ustune yurumek degil. 
Yapim gereği samimiyeti, durustlugu ve onuru yek tuttugumdan, susmuyorum. Adaletsizlige, serefsizlige, mantiksizliga, hatalara karsi susmuyorum. Benim hatam da bu. Ama bana göre de susmak care degil, zamanla erdemini ve onurunu kaybetmektir. Bu bağlamda bu sehre tasindim diye asla o "goygoy" kafası yasayan, yuzune gulup arkasindan kuyu kazan, yaptiginin arkasinda duramayan veya menfaat icin erdemini satan insanlardan olmayacagim ve bununla da gurur duyuyorum. 
Bilin istedim.

                                                  

GÜNCE: Mutsuz Empat

Ne yazik ki veya ne mutlu ki bi empatim. 
Oldukça farklıyım. 
Elimde sonsuz imkan olsa; 
daha iyi bir ev, dışarılarda gezmeler, yüz ve beden guzelliği icin harcamalar veya listendeki herkesin yapamayacagi şeyleri fotolarla lanse edip hava atmalar yerine,
daha cok belgesel izlemek, daha cok kitap okumak, daha cok dolu beyinle(; kendisiyle barisik komplekssiz ve aydınlik insanla)tartismak, daha cok ogrenmek ve daha cok fayda saglamak isterdim. Bu beni iyice farklilastirir, iyice uyumsuzlaştırirdi muhakkak ama diğer türlü dünyada bulunmanin ne anlami var ki?

                                                             Demircili, Urla 2018

TEBRİK: 28 Mayıs 2017

Her yıl bugün yazarim, yine yazacağım; çunku her yıl bugün ayrı özeldir benim icin ve ne mutlu ki bugün çocuklarimin da doğumgününü kutladığımız güne denk geldi...
Bugün beni ben yapan en büyuk değerim Iskender Küçük doğumgünü.
Bu güzel insan olmasaydi ben Orkun'u, Serdar'ı, Ümit'i (RIP), Erge'yı, Ali'yi, Çağlar'ı, Özgür'ü, Murat'ı Kerim'i ve daha nice enteresan, özel, kendine has insanı tanımayacaktım...
Bu işin basit kısmı...
O olmasa, ben inandığım değerler için bırak savaşmayı, kimseye kafa tutamayıp vur kafasına al ekmeğini olacaktım...
O olmasa ben, basit yalanlari gayet rahatlıkla hissetmediğim halde (iltifat dahil) söyleyebilecektim...
O olmasa ben, fedakarlığı, birine gerçekten değer vermeyi ve onu; bir kisiyi veya inandiğin bir degeri herkese karsi savunmaya cesaret edemeyecektim...
O olmasa ben, kendimin, kültürümün, eğitimin, erdemlerimin farkında olmayacaktim...
O olmasa ben, adam gibi ("eş benim benzerin demektir" demisti bir keresinde) bir adam ile evlenemeyecektim (O'nun onayı gerçekten cok önemldir çünku benim icin)
O olmasa ben, takildigim yerlerde sagdan soldan duydugum bilgilerle; atıyorum "durum çok ciddi", "ayse kayboldu", "ali'ye kan nakli" gibi salak ve mesnetsiz paylasimlarda bulunup, gerceği araştirmadığım bir ylan icun timeline'ınizı bosuna mesgul edecektim...
O olmasa ben, bu kadar içten bu kadar samimi kahkahalar atamayacaktım...
O olmasa ben, yılmamayi ve yaşamayi öğrenemeyecektim..
O olmasa ben, çevre kaygısi ile, "kim ne der" korkusu ile yaşayacaktım..
O olmasa ben, filmleri bu kadar dikkatli izleyemeyecek, felsefesini kuramayacaktim...
O olmasa ben belki su an sizin listenizde olmayacaktım...
O olmasa ben, bu saymakla bitmez... o olmasa ben erdemlerimi gelistiremeyecek, bu kadar guzel ve saglam dostluklar kuramayacak, bu kadar durust-dobra-ozu sozu bir ve cesur olamayacaktim...
O benim bi'tanen, kiymetlim...
O bugün dogdu...
Bunu okuyan gencler, umarim ben 20 yıl önce ne aldiysam tum o guzel degerleri bu güzel adamdan alırsiniz, ve canim isko'm sayesinde tanistigim sevgili dostlarim, arkadaslarim, zaten sizlerle hep birlikteyiz.
O zaman bu kadar kıymetli o özel, o güzel, o leb-i derya adam'ın; o ADAM gibi asil adamın doğum gününu kutlamasak mi?
Can'ım, hocam, abim, erdemim, onurum, özelim...
Iyi ki doğdun,
Iyi ki buldum seni,
Iyi ki varsın!
Seni çok seviyorum! Çok!

                                                 Alsancak, İzmir  - Ekim 2014

TEBRİK: 23 Kasım 2018

Handuk’umun tavsiyesine uyarak bu yazımda isim vermeyeceğim. Acısıyla, tatlısıyla çok eskilerden süregelen ve yenice tanıdığım kişiler sayesinde hayatımı öyle dolu dolu yaşadım ki, çok değerli, çok önemli, çok sevdiğim birilerini unutuveriyor beynim muhakkak.
4 yaşımdan itibaren şu ana kadar hayatıma giren, bana değer katan tüm sevgili dostlara (ve tüm sevgisiz pisliklere de hatta) bana kattıkları, beni aydınlattıkları ve beni ben yaptıkları için teşekkür ederek yazıma başlıyorum:
Sokakta oynamalı, dürüstçe fikir paylaşmalı ve varlık içinde nefis bir çocukluk yaşadım. Bir tek babamın sevgisi yoktu hissedebildiğim ama annem fazlasıyla bunu kapatıyordu. Üstelik kadim dostlarımı daha bu yaşta tanıdım, e mutlu bana.
Ergenliğimde bir ton saçmalık ve rezalet yaşasam da (yaşam sürecinin en sıkıntılı çağı değil mi zaten şu aptal ergenlik) yine halen görüştüğüm harika insanlar tanıdım Yükseliş’te. Bize güzel bir eğitim ve öğretim verdi bence Maltepe Yükseliş Koleji. Tabi ilk ve daimi aşkım Erdek’i de pas geçmemek gerek. Dünya güzeli insanlarımın yarısını da orada tanıdım.
Gençliğimde de, okuldan, Erdek’ten ve aileden aldığım düsturlara aynen devam ettiğimden farklı bir Bilkent’li oldum. Kendim gibi farklı Bilkentli’lerle tanıştım; bunlar sayıca 10’u geçmezler belki ama halen bana mutluluk veren, uzak da olsa yanımda olan insanlar. Bu dönemde kötülük iyiliğe maraz verir hesabı; yolum Bina’ya düştü ve orada da şahane insanlar tanıdım. Ondan önce burada adını anmadan geçmem mümkün değil; bir de beni en çok ben yapan muazzam insan Küçük İskender var tabi ki... ve sayesinde tanıdıklarım...
Çekinmeden söyleyebilirim ki bu yazdığımı okuyabilen tüm insanlarım; sizler olmasaydınız ben de ben olmazdım!
Daha sonraları, dostlarımın dostları dostum oldu, ne güzel de oldu. Her anımda yanımda olacaklarını bildiğim enfes insanlar kattı hayatıma bu.
Olgunluk dönemimde çok fazla kazık yedim (keriz ben; herkesi Erdek’te ve Ankara’da tanıdıklarım gibi sandım. Kötü bir insan en fazla Ankara’daki ve Erdek’tekiler kadar kötü olabilirdi en nihayetinde insandık çünkü… Oysa bu şehir, benim kötü insan algımı genişletti ve boş insan algımı açtı) ve çocukluğumdan beri muazzam bir hayat yaşamış olduğumu fark ederek insanlar bu kadar kötü, bu kadar çirkin, bu kadar yalancı, aptal ve boş olmasına anlam veremedim. Ama bunları da İzmir’de tanıdığım 3-5 güzel insan sayesinde minimum zarar ile atlattım; onlar da iyi ki varlar.
Hayatım acısıyla tatlısıyla gerçekten çok dolu dolu, yer yer çok saçma, yer yer çok eğlenceli ve yer yer çok acılı; kabus gibi geçti; herkesin hayatı gibi demek isterim ama yaşadıkça anlıyorum ki benim eğlence, saçmalık, eğitim, okuma ve tecrübe kısmım biraz fazlaydı. Acılarım da kendimce öyle ama bana hastı…
Unutamadığım şu ki:
Ben...
23 yaşındayken…
Alakasızca bir kişiye çekiliverdim.
Ruhuma aktı.
Sesi, tipi, teni, verdiği huzur, düşünce biçimi, algılayışı, beni tamamlayışı, beni kaldırabilmesi beni kendisine hayran bıraktı. Yok mok desem de gittim evlendim o adamla. Başta 'Bu deli manyağın neyine' dedim evlenmek? 'Yaparız' dedi, hakikaten de yaptık!
Inanır mısınız çok da güzel oldu; belki de evlendiğinden beri hiçbir şeyini saklamayan, asla hareketlerini, düşüncelerini, konuşmasını, arkadaşlarını, çevresini değiştirmeyen, GERÇEKTEN olduğu gibi sevilen ve gerçekten çok sevilen çok az insandan biriyim şu hayattaki. Gerçek zenginlik, gerçek varlık bu işte!
İlk 2-3 senemizi hayvanlar gibi gezip eğlenerek, birbirimizi daha iyi tanıyarak ve tartışarak yer yer deliler gibi kavga ederek, evi çanağı kırıp yıkarak geçirdik. Gerçekten harika yıllardı; şu an kahkahalarla ve birbirimize daha da kenetlenerek hatırlıyoruz bunları... O dönem olurlarımızı olmazlarımızı gördük.
Sonra bir şeyler oluverdi...
Mesela dünya tatlısı 2 oğlumuz oldu.
Bu güzel adam, dünyanın en mükemmel kocası olmak yetmiyormuş gibi kalktı bi de dünyanın en mükemmel babası oldu, iyi mi?
Bugün onun doğumgünü…
Bu yüzden onsuz ve onunla olan hayatımı şöyle başından itibaren bi ‘check etmek’ istedim. Sonuç olarak bende pek bir değişiklik yok. Arkadaşlar aynı, dostlar aynı, onlara güven ve onların verdiği güç aynı, benim deli manyaklığım, yer yer saçmalıklarım, düşüncelerim, duruşum, düsturum aynı. Samimiyetim kadar hatalarım da hemen hemen aynı.
Tek fark, Erman’ın kattıkları; sadeceoğullarım değil; sevgi, anlayış, farklı bakış açısı, mutluluk, bilim, coğrafya, tarih... aklınıza ne gelirse...
Maddi değil de manevi varlık içinde olmak ve sürekli bu hazzı hissetmek, dürüstçe her düşünceni, her şeyini paylaşabilmek, hayatta tüm sevdiklerimin yaşamasını temenni ettiğim harika bir şey!
Erman Tolga Yılmaz, Mi Guapo,15 yıllık sevgilim,
Dolu dolu yaşadığım hayatım seninle daha da doldu. Ama acısı azaldı, tatlısı da baya bi çoğaldı. Beni sevdiğin ve taşıdığın için çok teşekkür ederim. Seni çok sevmeyi, sana hayran olmayı, aptallıklarına kızmayı, unutkanlıklarına delirmeyi, hayatta kalmak için sana ihtiyaç duymayı, seni hep özlemeyi yani ben olmayı hiç bırakmayacağım. Ailemiz ve sevgimiz de umarım sağlık, sevgi, huzur ve mutlulukla sürer daima.
13 yıldır miyop gözümle ‘sağa sola bakayım’ derken 1500 defa fark etmeden uzaktan seni kesiyorsam, beni tüm yüreğinle anlayabiliyor ve sevebiliyorsan, yıllar sonra hala seni çok özlüyor ve hep dokunmak istiyorsam, sen O’sundur!
O zaman iyi ki varsın!
İyi ki doğdun!
Hep var ol!
Bayılıyorum sana bebeYim!
Te amo mi guapo!

                                                       Pub Borsa Urla, Haziran 2018