28 Şubat 2017 Salı

GÜNCE: Cehennem (Aralık 2016)

Zoo dizisinde dikkatimi çeken ilk söz: ‘yasal olması yaptığının doğru olduğu anlamına gelmez’. Ne kadar da yerinde bir söz. Kandırma çağındayız ne de olsa... Aslında sosyal medyayla kandırıkçılığın azalması gerekirken, toplum mu bokunu çıkardı, erdemlerini mi yitirdi insanlar yoksa bu nesle doğuştan onur ve erdem mi gelmedi, herkes geçim titr ve para derdine mi düştü anlamadım ki... Şöyle bir düşündüm... alem bu sefer harbi göt olmuş.
En basiti, ikili yani özel ilişkiler... erkekler ‘seni seviyorum’, ‘seni aldatmadım’ diye kandırıyor, kadınlar ‘ilk aşkım/kürtajım/seviştiğim sensin’ diye.
İş yerinde ne kadar ikili oynar ve sahtekar davranırsan o kadar pirim yapıyorsun mesela genellikle. Bir de üstüne öz Türkçe kelimeler yerine bir iki arapça kelime kullansan hatta sağdan soldan duyduğun güzel cümleleri zırvalayıp harmanlasan ooh, senden güzel iş bağlayanı yok. Şaka gibi...
Herkesin, iş olsun, ilişki olsun, arkadaşlık olsun her türlü yakalanmaya bir açıklaması var ki o açıklama da ayrı bir yalan ve akabindeki bir iki yerlere düşürülmüş kitap sözü uyarlamasıyla yapılıyor. İnsanlık o kadar aciz hale gelmiş ki, buna inanmak; inanmadığınızda olabilecekleri şöyle bir düşündüğünüzde, daha kolay geliyor. Oysa zor olanı başarabilmek önemli olan... Bu şekilde büsbütün bir hayatı yaşayıp ölüp gidiyor insanlar.
Üzülerek tanıklık ettiğim bazı arkadaşlıklar da öyle; hatta dost zannediyorlar birbirlerini. Arkalarından atıp tutmadıkları yok, yüz yüze gelince ‘vay kanka’ olunuyor veya bu dostluk bozulduğunda yine bir günah keçisi bulunuveriyor, ‘oooh benden gitti, sahte hayata devam’... Ne zaman bu kadar aciz, ne zaman bu kadar erdemsiz ve zavallı oldunuz la siz? Buna güzel yaşamak diyorsanız bilemem zira benim için zombisiniz; yaşamak bile değil yaptığınız; kendinizi kandırmak ve kendinize acımak sadece...
Samimiyet, yapmacıksızlık, sahtekarsızlık, vicdan, özür ve ne yazık ki gerçek sevgiyi, gerçek aşkı bilmeden yani gelişmeden, aydınlanmadan ve hep kendinden kaçarak yaşamak bana aşırı saçma geliyor; ne bokuma yaşıyonuz ki la o zaman? Siz bildiğiniz, kendinizi kandırıyorsunuz ve başta kendinize saygınız yok. Kime saygı gösterebilirsiniz? Siz kendinize yaptığınız sürece, kendinize yapılmasını istemediğinizi nasıl başkalarına da yapmayabileceksiniz? Asıl o taa içinizde, o en derininizde deliler gibi korktuğunuz o şey ne? Yüzleşsenize kendinizle?
Samimiyetsizlik ve yalan yüzeysel, boş yaşayan plastik insanları olduğu gibi sistemi en çok besleyen iki değer. Sistem de buna ön ayak oluyor. Bir ürün almadan önce internetten forum ve yorum okuyorsun ya mesela; orada yazanların çoğu gerçek değil; onları yazması için şirketler insanlara para veriyor. Para dediğim de aşırı küçük miktarlar. Düşün ki insan ne kadar aciz de bir yalanı yazmak için 0.2 kuruşa tenezzül ediyor.
Medyaya hiç girmiyorum bile...
Sistemin podyumunda oynamayı sürdürerek, rol yaparak, terazisiz yaşayıp hiç kimseleri kırmamaya çalışarak, bir Godot’yu bekleyerek veya uyum sağlayarak sadece kendinize zarar veriyorsunuz, farkında mısınız?
En ağzı yüzü kaymadan yalan söyleyenin her dalda prim yaptığı, en güzel kelime derlemesini alıntılayıp kendine uyarlayana inanılıp etki altında kalındığı, en sahtekarın şirketteki yerini garantilediği, en yalancının haberlerine inanıldığı, en başarısız ürünün yalanlarla pazarlandığı, en sorunlu kişinin yalanlarına inanıldığı, en yavşağın aynaya bakmaya tenezzül etmediği ve dolayısıyla sahip olduğumuz her GERÇEK değerin kıymetini bilmemiz gereken bir dönemdeyiz.
Cehennem varsa eğer, tam olarak böyle bir şeydir herhalde...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder