28 Şubat 2017 Salı

GÜNCE: ŞeB (GECE) (Aralık 2012)

Mevlana enerjisinin ‘sevgi’nin yanısıra ‘irfan’ (gönüldeki ilim)ve ‘erdem’ (ruhsal yetkinlik)gibi çağrışımları var. Egosunu törpüleyebilen, ‘biz’ diyebilen, gerçek anlamda cesur, gönülden sevebilen, vicdanlı kişiler için çok zor olmasa gerek erdem ve irfan sahibi olabilmek... diğerlerininse biraz daha yolu var.
İnsan kendini bildikten, nefsine hakim olabildikten sonra ne durum ve ne şartta olursa olsun birilerine fayda sağlaması (ne olursan ol gel) kadar güzel ve doyum hissi veren bir şey daha varsa hayatta, o da sevginin ta kendisidir. Bu ikisinin de geldikleri nokta aynı çünkü aslında hepimiz bütünün bir parçasıyız. Bazılarımız bunun farkında ama bazılarımızın biraz daha yolu var.

işte o bazılarını kendi katımızda inatla anlamlandırmaya çalışmak, (aslında iyi insan olduklarına dair) yaptıkları pis şeylere güzel bahaneler bulmaya çalışmak sadece kendimizi –egomuzu- kandırmak oluyor.  Çünkü aslolan değişmiyor ve hayalkırıklığımız tekrarlanarak devam ediyor... Oracıkta olduğu gibi bırakmak gerek onları... tüm o sığlığıyla... olduğu gibi kabul etmek mümkün olmadığında... yeter ki o sığlık size bulaşmasın... uzaklaştıkça daha kolaydır olduğu gibi kabul edebilmek ne de olsa... artık ilahi adalete teslim etmek mi dersiniz, ne ekersen onu biçersin mi dersiniz, etme bulma dünyası mı dersiniz.. (bakın, aynı sonuca gelen ne kadar çok söz varmış) -bu dünyada veya değil-, gönül gözleriyle görebildikleri vakit mutlaka onlar da geleceklerdir -ne olurlarsa olsunlar-  yoksa ders almadan boş boş yaşamak , düşünmekten aciz olup başına gelenler için hep başkalarını suçlamak, çevresindekilerin ruhunu boğup, hep kendini düşünmek, sığ şeyler peşinde olmak ve sonucunda da ödevini anlayamadığı için 1500 defa daha aynı eşek kafası şeklinde tekamül etmek de çok sıkıcı olsa gerek be! evet hepimiz bütünün parçasıyız ama herkesin yolu farklı... elimizden geldiğince yardımcı olmak şart, -yoksa geceleri nasıl rahat uyuyalım- ama yukarı çıkmak istemeyen birini de inatla çamurdan çekmenin, inatla yardım eli uzatmanın da manası yok... biz aldığımız derslere bakmalı, kendimizle yüzleşmeliyiz.. bunun için de ‘artık bir kenara bırakmak’ yerine geçmişle barışmak şart çünkü ‘orada’ ‘’zaman’’ diye bir kavram yok.. her şey, her zaman ve hep bizimle!!

O yüzden bazı yüklerin(insanların) bizi yorduğunu (geriye veya dibe çektiklerini) hissediyorsak ‘geçmişte’ yaptığımız haksızlıkları/kötülükleri/tüm olumsuz şeyleri dürüstçe onlara açıklayabilecek ve af dileyebilecek cesarette olmamız gerek; kandırmacaya devam etmemeliyiz ki kendimizle barışık olabilelim! Aynı şekilde sevgi ve güvenle önümüze bakabilmek için bizi kıran, bunun farkında olan ve özür dileyebilecek yürekte olan herkesi de gönülden affetmemiz gerek. Yükünü (kazığını) omuzlarımızda, boğazımızda, midemizde, kökümüzde veya kalbimizde hissettiğimiz herkesten / herkesi! Tüm ‘bitmemiş hesapları’ bitirmeliyiz!

Yarın öleceğinizi bilseniz veya çevrenizdeki insanların yarın öleceğini bilseniz ne yapardınız?
 ‘şu andan farklı hiç bir şey’ diyebilene kadar çalışmak gerek işte bu konuda!
Çünkü irfan çıktığımız her seferden hasret (pişmanlık) ekmeden dönmektir, ektiysek de bu pişmanlık daha da büyümeden ders almaktır, af dileyebilmektir ve pişmanlık gerçekten yoksa eğer; güzel paylaşımların hatırına gönül almaktır, anmaktır, onurlandırmaktır, paylaşmaktır henüz sefer bitmeden. Çünkü şu hayatta elle tutulur tek sey sevgi ve sevgiyle yapılan hersey ibadettir.


800

aşk geldi, damarlardaki kanım gibi oldu
varlık boşalıp, her tarafım dost eliyle doldu
zapteyledi bütün ensai vücudumu.
kaldı kavi bir namı bana, baki

şu koskoca alemde yalnız bir kulum
aşk olmasa hiçbir işe gelmezdi gün ışığı

aşk geldi, damarlardaki kanım gibi oldu
varlık boşalıp, her tarafım dost eliyle doldu
zapteyledi bütün ensai vücudumu.
kaldı kâvi bir namı bana, baki

ya sana varmak ya bana varman
ya bana gitmeden yanıma kalman
yasını tutmasam, yaşına varsam
karanlık doğmadan, ışığa kalsam
hayal hiç ölçülmez, ne boyu ne de eni
kaya kürür, gönül yakar hep, koru benim
hayata seninle dayanırım her nefes diken
diken ne derttir gülüm, canın sağ olsun da senin

aşkın yok nispeti, bir anda bağlanır kısmetin
her düğüm çözülür, çek hasreti
havadaki kasvet birazcık benden
karadaki ben değil, havadaki bazen
uçan bir kuş, bazen kaybolan bir kumum
koskoca alemde yalnız bir kulum
kolkola gezmek her can ile suç mu
tamam o zaman, benim bu alemde en suçlu

baktım göğe masmavi, bastığım yer hâki
gördüğüm diyar çok, görmediğimse gani gani
nefes alıp veren bu can da çaresiz kalınca
özlemim büyük, yolum uzun, ben de bir karınca
yanan gönül akan suda, o yolun en sonunda

dostum bende solur, eğer dostum benle kalırsa
dostun senle yaşar, dostun eğer senle ölürse
bir çiçek olup açar belki tekrardan doğunca
her açan senin gülün, hergünse benim günüm
gözyaşı insan külüyse, her yakan insan sözü
kıvılcım sözün özüyse, ayrılık yakar gözü
tek gören gönül gözüyse, kelamım gönül sözüm

yalnızlıktan galip çıkmaktır irfan hiç olmadan
irfan çıktığın her seferden dönmek hasret ekmeden
ektiysen de ders almaktır hasret filizlenmeden
ekmediysen gönül almaktır seferin bitmeden



foto: Anıl Aykaş tarafından yapılmış el emeği kabak lamba- ŞeB

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder