Biri erkek biri dişi, iki kişiyi affetmek istiyorum. M ve F diyelim bu insancıklara.
Artık her gün onlara ah etmemek, bana yaptıklarını geride bırakmak istiyorum. Bu yüzden, hatayı kendimde arayıp, ikisinin de toyluklarına, tecrübesizliklerine, yaşlarına vermek istiyorum bana yaptıklarını ama olmuyor.
Empati yapmak kendi yerine koymak değil aslında;
çünkü ben M olsam, çıkarıma göre insanlara rol yapıp arkalarından iş çevirmem. Çıkar için sevmediğim biriyle olmam, mecburiyetten bir şey yapmam, yapamam. Mecburiyetten yaptığım tek şey kankamın sevmediğim erkek arkadaşına evimde kahve yapıp götürmek olmuştu ki orda bile mutfakta, tuvalette sinir yapıp, ağlayıp terazi yapıyordum: Bu adam benim tekrar göreceğim biri değil, kankam mutlu ve önemli olan kankamın mutluluğu diye... Şahsi çıkarımı hiç ön planda tutmadım. Değer verdiklerim için de ne söylenenlere inandım ne değerlerim için ödün verdim. O yüzden kendi yerime koyamıyorum bu kişiyi.
çünkü ben F olsam, ofiste barınmamı, sevilmemi sağlamış, maddi manevi her türlü desteği esirgememiş, bana güvenmiş bir insanı hiçbir şey için satmam. Haydi toy diyelim hem M hem F. çıkar için herkese ayrı yalan, ayrı çevirtme... okey de, tutup kocana gayet iyi niyetle yazdığım maili neden kalkıp servis edersin? Zamanında M demişti bana ‘F o maili gider müdüre servis eder’ diye... ‘yok’ demiştim; ‘o kadar onursuz olamaz’. Al birini, vur ötekine aslında...
Hayatlarında, kendilerine bile saygıları olmayan, kendilerini bile kandıran bu insanları kendi yerime koymam mümkün değil. O yüzden gerçek empatiyi deniyorum: Onlar gibi düşünmek:
M: Hayatında hiç oturup uzun uzadıya düşünmemiş, hiç gerçek acı çekip düşmemiş, laga luga, yüzeysel, maç, moda-avm/alışveriş ve geyik dışında , konuşup paylaşabildiği her şey kişisine göre değişen sahte bir insan. Hayatta hiç gerçek dostluk kuramamış ki kendi yaptıklarını irdelemektense kankasıyla arasını açtığıma inanması daha kolay gelmiş, marketteki kasiyerle bile flörtleşmeye çalışan, (herkese her fırsatta anlattığı üzere;) defalarca aldattığı, güzel bulmadığını, beğenmediğini, anlaşamadığını ve sevmediğini her fırsatta söylediği kişiyle bazı çıkarları sebebiyle ve daha kolayı bu olduğu için ciddileşmiş, yakında bu ilişkiden çok büyük ihtimalle ve çok çok yazık ki çocuk yapacak, tipik üniversiteli ama boş sistem adamı; çevresindeki kişiler, işi veya insanlığıyla ilgili en ufak eleştiri alsa, oturup düşünmek yerine, eleştirenlere bambaşka konular bulup saldıran, kendini sorgulamaktansa başkalarını suçlamayı daha kolay bulan, arkasından küfürler savurduğu insanlara bile kanka muhabbeti çekebilen, mecburiyetten ve daha kolay olduğunu düşündüğünden kendi güzel ailesine bile sahtekarlık yapan bir insan... Elbette ki oyunları bozan, gerçekten sevgi dolu, onurlu ve samimi biri çıkınca karşısına, tabi ki alt etmeye çalışacak onu. Tabi ki kendi yaptıklarını veya işittiği iki cümleyi sorgulamaktansa koşulsuzca inanıp, 65 adet hakaret sıralayıverecek. Çünkü onun gibi sahte hayat süren bir insan için böylesi daha kolay.
F: Ailesi benim gibi kopuk, gerçekten sevdiği insanla evlenmeye çalışan, sevgilisi işsiz olduğundan durumları iyi olmayan bir kızcağız. Tabi ki, tek geçim kaynakları olan maaşını kaybetmemek için müdüre yalaklanacak, tabi ki geçimini devam ettirmek için birilerini feda edecek (beni bilen bilir, asla yapmayacağım şeylerdir; simit sat onurlu yaşa hesabı olmuştur hep benim iş yaşamım-neyse,) Yaptıklarını düşününce, kendisini savunmak için beni keriz yerine koyarak söylediği yalanlar bile bir yere kadar mantıklı, okey. Ama, kocası bizi barıştırma girişimindeyken kocasına yazdığım maili kalkıp müdüre servis etmek nedir ya? Yani kendisini kendisi gibi düşünmeye çalışıyorum... beni kötülemesini anlayabilirim de, orada, bana yazdığı herkesçe söylenen bir ‘müdür kocası’ var, orada zamanında beleş içki getirecek diye ‘canım arkadaşım’ diye mesajlar attığı M var. Yok capsler, bilmem neler ... Bu karaktersizliği aklım alamıyor ya... Zamanında M’ye maili gösterdiğimde demişti F gider müdürle paylaşır diye, ‘şu an kötüyüz, belki hiç düzelemeyiz ama o asla o kadar onursuz olamaz’ demiştim. Yanılmışım...
Ben bu iki insanı nasıl derinden sevip değer vermişsem, bana yaptıkları hala çok acıtıyor beni. Sanırım beni asıl acıtan, aptal menfaatler için feda edilebilmiş olmam ve yani; kullanılmış olmam.
M, hakikaten çok büyük bir yanılgı, çok büyük hayal kırıklığı oldu benim için. Burada sorun, benim şunu görememiş olmam: Bu insan, kendine bile dürüst değil ve tek derdi uğraşmamak; öyle ki o güzelim ailesine bile hiç tereddüt etmeden, onursuzca sahtekarlık yapabiliyor bir şeyleri açıklamak daha zor olabileceğinden. Bana mı yapmayacak? Ben salak, sandım ki onu iyi ve en azından kendisine ve ailesine karşı dürüst olmaya, gönülden istediği şeyler için uğraşmanın ve kolaya kaçmamanın güzel olduğunu göstermeye yönlendireceğim... Nasıl salaksam işte...
F, o maile kadar çabaladığımda anlayabiliyorum onu. Ama o maili servis etmek?? Savunduğu ve inandığı değerler, yani onu sevme sebeplerim tamamıyla yalanmış. Bu çok zoruma gidiyor.
38 yıldır böyle bir şey yaşamadım, insanların özelleri (bu kişilerin dahi) hala bendedir, dedikodulara maruz kaldığımda konuştuğum şeyler, yine çok yüzeysel ve onlar ortamda olmasalar bile onlara değer vermişsem o değere yönelik, olumlu mahiyette olur. Bilen bilir, 38 yılda çok düştüm, çok düşündüm, çok okudum, hatta bir kez günah keçisi bile oldum ve sırf o kişilerin arası bozulmasın diye susmayı uygun buldum, iş hayatı ayrı; gayet onurumla, yanlış gördüğüm şeylerde kendimi de, maaşımı da feda edebilecek kadar cesur oldum, genelde zor olanı ve vicdanımın yönlendirdiğini yaptım ve neredeyse hiç yanılmadım. Şu bok hariç. Çünkü aslolan gerçek sevgiydi, paylaşımdı, dostluktu, onurdu benim için; insanın öldükten sonra bırakacağı ve belki de yanında götüreceği tek şey yani...
M ve F’nin bana yaptıkları, beni şok etmenin ardından bunalıma soktu. Depresyon ilaçları almaya başladım. Ölümden döndüm, hayatımda ilk kez saç modelimi değiştirdim lan! Çünkü kaldıramıyorum kendimi. Çok utanıyorum... bu insanları çok sevmiş olmaktan, gerçek kimliklerini görmemeyi tercih etmiş olmaktan, uyarıları dikkate almamaktan çok utanıyorum. Kendimden utanıyorum.
Yaklaşık bir yıldır her sabah uyandığımda, her gece uyuduğumda ve gün içerisinde bu iki insana ah ediyorum sürekli. Bunun devam etmesini istemiyorum. O yüzden yazıyorum ki, içimdekileri atıp bir nebze rahatlarım belki diye; hoş, verdikleri acı gün geçtikçe azalıyor. Hatta son zamanlarda, bana yazdıklarını okuyorum ve okudukça hem kahkahalarla gülüp hem onlara derinden acıyıp hem kendimden utanıyorum. Utanıyorum çünkü acımak kötü bir şey ve devam etmek istemiyorum onlara acımaya. Utanıyorum, çünkü yazdıkları cümlelerdeki savunma ve çevirtme taktikleri, direkt konuyu değiştirip suçlamalara girmeleri, dürüst olmadıkları o kadar aşikar ki, ilk okuduğumda hayal kırıklığından, sevgiden, değerden, şoktan bunları görememişim. Her ikisi de, özür dilemektense başkalarına suç atmışlar, yalanları doğru gibi kendilerini de inandırarak yazmışlar. Okudukça daha da netleşiyor... ve benim zavallı, dingin olmaya çalışan, sevgi dolu ama şok olmuş karşılıklarım... yazık...
Kendime de gülüyorum tabi; nasıl salaksam, iki bakışa, iki erdemli cümleye, iki sevgi sözüne kanıp göklere çıkarmış, herkeslere savunmuşum bu insancıkları. 38 yaşında, hele ki din konusunun bile düşünüp araştırıp dibine vurmuş, açık fikirli, okuyan, düşünen, sorgulayan bir insanın yapabileceği bir şey değil bu, bu insancıklara güvenebilmek, söylediklerine gözü kapalı inanabilmek... Bu benimkisi resmen gerizekalılık. Bu yüzden, hayatımda ilk kez kendimden utanıyorum; bu kadar karakter sorunu olan iki insana çok gönülden değer verdiğim için... Ben bu kadar saf salak, hala sır saklayabilen, iyi niyetli ve erdemli oynadıkça, benim gibi bir salağı kullanmaları veya her şeyin günah keçisi yapmaları gayet normal. Belki de İzmir değil Ankara’da olsaydı her şey, yakın çevreme girmeleri mümkün olamazdı bunların; ki bu da bir ihtimal...
‘Bundan sonra’ diye salak saçma kararlar almak istemiyorum. Büyük konuşmayı sevmem ve her an her şeyin olabileceğini bilirim. Şu ikisi zamanla düşünür, adam olur, olgunlaşır, pişmanlık duyar, vicdanlarından uyuyamayıp iyi ve onurlu olmayı seçip özür dilerlerse şaşırmam, o derece.
Ama henüz kişiliklerini bulamamış, hayatları sahte, konuştukları sahte, herkese oynadıkları sahte bu iki insancık yüzünden kendimi değiştirmeyeceğim. Büyük sevdim, büyük paylaştım, büyük hata yaptım, büyük yanıldım, evet. Ama karşıma çıkan herkes onlar gibi kendilerinden bile korkan yoksun kişiler olmayacak ki... ben yine olduğum şey olmaya devam edeceğim; samimi, sahtekarsız, güven dolu, iyi niyetli, insancıl, uyumlu ama dürüst... 38 yıldır neysem, yine o...
ve biliyorum, bir gün gelecek, ne sabah uyandığımda, ne uyurken ne de gün içerisinde ikisi de gelmeyecek aklıma, ah etmeyeceğim. İkisini de, ne kadar değer verip sevmiş de olsam, olmaları gereken çukurda olmak istedikleri o sahte hayatlarında bırakıp, yoluma devam etmeyi başaracağım.
Biliyorum.
Gittikçe acısının azaldığından belli...
Kullanılmışlığımı, utancımı ve onların aslında oldukları şeye acımayı da geçip kabullenebildikçe daha da azalacak acı...
Biliyorum...
Hiç unutulmayacak bana yaptıkları, ama hiç de acıtmayacak...
Neleri aşmadım ki ben...
:)
foto: passiflora çiçeği, Urla - ŞeB

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder